![]() |
| |
Yaşamın İçinden Katagorisinde ve Bitki Bölümü Forumunda Bulunan Bitki Dünyası Konusunu Görüntülemektesiniz.=>BİTKİLERİN DÜNYASI Hepimizin ne olduğunu çok iyi bildiği "tohum" için şöyle bir soru soralım: Ağaç kabuğu kadar sert bir kabuk ...
![]() |
| | LinkBack | Seçenekler | Stil | Paylaş |
| | #1 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | BİTKİLERİN DÜNYASI Hepimizin ne olduğunu çok iyi bildiği "tohum" için şöyle bir soru soralım: Ağaç kabuğu kadar sert bir kabuk içinde bulunan tohumla, bir ağaç kabuğunun farkı nedir? Bu tarz sorular genelde "alışılmadık" sorulardır; çünkü tohum da, ağaç kabuğu da günlük hayatta birçok uğraşısı olan insan için önemsiz detaylardır. Birçok insana göre, etrafta düşünülmesi gereken çok daha önemli, çok daha gerekli şeyler vardır. Çevresine sadece yüzeysel gözle bakarak hareket eden kişilerde bu mantık oldukça yaygındır. Bu insanlar için, herhangi bir konu hakkında yalnızca ihtiyaçları karşılayacak kadar detay bilmek yeterlidir. Bu sığ mantığa göre etrafta olan biten her şey alışılagelmiş ve sıradandır, herşeyin mutlaka "bilinen", "alışılmış" bir açıklaması vardır. Sinek uçar çünkü kanatları vardır, ay zaten hep gökyüzündedir. Dünya uzaydan gelebilecek tehlikelerden korunmaktadır çünkü atmosfer vardır. Oksijen dengesi de hiç bozulmaz . İnsan duyar, görür, koku alır… ![]() Ana Bitkiden Ayrılmayla Başlayan Yeni Bir Hayat Bazı bitkiler cinsiyet ayrımı olmadan, tek bir cinsin belirli yollarla çoğalmasıyla soylarını devam ettirebilirler. Bu gerçekleştirilen çoğalmaya eşeysiz üreme adı verilir. Bu şekildeki bir üremeden sonra ortaya çıkan yeni nesil kendisini meydana getiren neslin tıpatıp aynısı olur. Bitkilerdeki en bilinen eşeysiz üreme şekilleri tomurcuklanma ve parçalara ayrılmadır. Bu tomurcuklar yere düşer düşmez, bağımsız birer yeni bitki haline gelerek, büyümeye başlarlar.2 Begonya gibi bazı bitkilerde de kopan yapraklar ıslak bir kuma yerleştirildiği zaman, bir süre sonra küçük yaprakçıkların oluştuğu görülecektir. İşte bu yaprakçıklar da yine çok kısa bir süre sonra ana bitkinin benzeri olan yeni bitkiyi oluşturmaya başlarlar.3 Bu örnekleri de göz önüne alarak; bir bitkinin parça atarak ya da tomurcuklanarak büyümesi için temelde ne gereklidir? Düşünelim! Bitkilerin genetik yapısına bakıldığında bu sorunun cevabı kolaylıkla verilecektir. ![]() ![]() Çilekler ve patatesler diğer bitkilerde olduğu gibi tohum ya da polen kullanarak üremezler. Bu bitkiler ya toprağın üstünde ya da altında kök filizleri oluşturarak, eşeysiz ürerler. ![]() ![]() |
| | |
| Sponsored Links |
| | #2 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | TOHUMLAR "Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz onu (kurutup) giderme ücüne de sahibiz. Böylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz. Ve (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir. " (Mü'minun Suresi, 18-20) Bahçenizde bulunan meyve ağaçları, evinizin penceresinden görünen çam ormanı ya da arabayla giderken yol kenarında gördüğünüz çınarlar hakkında hiç detaylı olarak düşünmüş müydünüz? Bu bitkilerin nasıl ortaya çıktığını, hangi aşamalardan geçerek bir ağaç haline geldiklerini biliyor musunuz?Yoksa bitkilerin varlığı sizin için sadece estetik bir anlam mı ifade ediyor? Veya "olsalar da olur olmasalar da" diye mi düşünüyorsunuz? Eğer böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü estetik zevkinize hitap etmelerinin yanısıra, nefes almanızı sağlayan atmosferdeki dengeleri, oksijen miktarının yeterliliğini, fazla karbondioksitten zehirlenmemenizi, atmosferdeki nemin rahatsız edici ölçülerde olmamasını, yaşadığınız yerdeki havanın çok soğuk ya da çok sıcak olmamasını yani şu anda pek çok yönden rahat bir yaşam sürmenizi büyük ölçüde bitkilerin varlığına borçlusunuz. Üstelik bitkilerin size olan faydası sadece bunlarla da sınırlı değil.Bütün canlılar gibi siz de yaşamak için ihtiyacınız olan vitaminlerin ve minerallerin çok büyük bir bölümünü bitkilerden karşılıyorsunuz. Her insan tohumu tanır, neye benzediğini bilir, bitkilerin tohumlardan oluştuğundan haberdardır. Ancak nasıl olup da tahta parçasını andıran bir cisimden birbirine benzeyen ya da benzemeyen çeşit çeşit bitkinin çıktığını, bütün bu bitkilere ait bilgilerin tohumlara nasıl yerleştirildiğini, bu bilgilerin nasıl ayrı ayrı şifrelendirildiğini belki de hiç düşünmemiştir. Nasıl olup da tahta görünümlü bir cisimden tam ayarında şekeriyle, özel kokusuyla, lezzetiyle meyveler çıkmaktadır? Ağacı üreten, meyveleri ağaca yerleştiren tohumun kendisi midir? Meyvelerin veya çiçeklerin şeklini, rengini belirleyen tohum mudur? Peki ya ağaç ile ilgili bilgileri eksiksiz olarak içindeki embriyoya yerleştiren tohumun kendisi midir? Bu gibi sorular insanın aklına hiç gelmemiş olabilir. Ancak insan bu sorular üzerinde biraz düşününce, "Bir tohum ağaç üretmeyi nasıl bilir?" sorusunun cevabını da merak etmeye başlayacaktır. Tahta parçası görünümündeki bir cisim nasıl olur da ürettiği ağacın nasıl bir şekle ve yapıya sahip olması gerektiğini belirleyebilir? İşte özellikle bu son soru oldukça önemlidir. Çünkü tohumdan herhangi bir odun kütlesi çıkmaz. Örnek olarak binlerce farklı bitki türü içinden herhangi bir elma ağacını düşünelim. Elma ağacı, bilindiği gibi toprağa atılan bir tohumdan ortaya çıkar. Tohum, küçük bir cisimdir; ama nasıl olur bilinmez, o tohumun içinden belli bir süre sonra 4-5 metre uzunluğunda ve yüzlerce kilo ağırlığında dev bir ağaç oluşur. Ağaçtaki elmalar, cilalanmış gibi duran pürüzsüz kabukları, kendine özgü aroması, içlerindeki şekerli su ile kusursuzdurlar. Tohumun, kendisine oranla bu dev boyuttaki ağacı yaparken kullanabileceği tek malzeme ise ilk aşamada kendi içindeki yedek besin, sonrasında ise sadece toprak ve güneş ışığıdır. Elma örneğinde de görüldüğü gibi tohumlar, içinde taşıma sistemi bulunan, topraktaki maddeleri özümsemek için gereken köklere sahip ve son derece iyi tasarlanmış canlı bir varlık üretmektedir. İnsan bile, akıl sahibi bir varlık olarak, iyi bir ağaç resmi çizmesi gerektiğinde dahi zorlanır; bir ağacın köklerindeki ve dallarındaki ayrıntıları çizmek ise çok daha zor bir iştir. Ama tohum, bu son derece kompleks canlıyı bütün sistemleriyle birlikte, canlı olarak üretmektedir. Konuyu anlatabilmek için tohum "üretmektedir" diyoruz; ancak şunu hatırlatalım: Tohum, müstakil bir akla, şuura ve iradeye sahip bir varlık değildir. Bu durumda ağaçları ve bitkileri tüm çarpıcı sistemleriyle birlikte ortaya çıkaranın yani üretenin tohumun kendisi olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Eğer böyle bir iddiada bulunan olursa, bu durumda tohumun son derece hatta insandan bile akıllı ve bilgili bir varlık olduğu sonucuna varması gerekir. Benzeri olmayan bu gücün sahibi Allah'tır. Tohumlar Allah tarafından ağaç yapabilecek bilgi ve sisteme sahip olarak yaratılmıştır. Toprağa atılan her tohum, Allah'ın ilmi ile kuşatılmıştır; O'nun ilmi ile büyüyüp gelişir ve bitki haline gelir: "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez.Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak zere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. " (En'am Suresi, 59) KÖKLER Doğal Sondajcılar Bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için fotosen¤¤¤ yapmaya, bu işlem için de topraktan alacakları suya ve minerallere ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlarını karşılamak için de toprak altında sondaj yapan köklere gereksinim duyarlar. Köklerin görevi, toprağın altına bir ağ gibi hızla yayılıp su ve mineralleri çekmektir. Bununla birlikte bitki kökleri, narin yapılarına rağmen tonlarca ağırlığa ulaşabilen bitkilerin toprağa sıkıca bağlanıp tutunmalarını da sağlarlar. ![]() Köklerin toprağı tutma özelliği son derece önemlidir, çünkü bu sayede toprak kaymaları, toprağın verimli üst katmanlarının yağmurlarla kaybı gibi insan yaşamını etkileyecek olumsuz etmenler de ortadan kalkmış olur. Bu işlemleri yaparken kökler hiçbir teçhizata gerek duymazlar. Köklerin suyu çekme işlemini başlatacak gücü sağlayan bir motorları yoktur. Suyu ve mineralleri metrelerce uzunluktaki gövdeye pompalayacak bir teknik donanımları da mevcut değildir. Ama kökler çok geniş bir alana yayılarak suyu çekebilirler. Peki, kökler bu işi nasıl başarmaktadırlar? Bu sistem nasıl işler? Erişkin bir akçaağaç sıcak bir yaz gününün öğleden sonrasında her saat için, tek başına yaklaşık olarak 265 litre su kaybeder. Bu, ağaç için çok önemli bir kayıptır. Hemen kaybolan miktarda suyun yerine konması gereklidir. Bitkilerde bulunan kusursuz kök sistemi sayesinde buharlaşan suyun her damlası anında yenilenir. 1 Toprağın derinliklerine dağılmış olan kökler, bitkinin ihtiyacı olan su ve mineralleri, gövde ve dallar vasıtasıyla yapraklara kadar ulaştırırlar. Köklerin topraktaki suyu emmeleri adeta bir sondajlama tekniğini andırır. Kök uçları, topraktaki suyu bulana kadar toprağın derinliklerini aramaya devam ederler. Su köke, öncelikle dış zarından ve kılcal hücrelerden girer. Hücre içinden ve hücre kabuklarından gövde dokusuna geçer. Buradan da bitkinin her bölümüne dağıtılır. Bitkinin kusursuz bir şekilde yerine getirdiği bu işlem aslında son derece karmaşık bir işlemdir. Öyle ki bu sistemin sırrı teknoloji ve uzay çağına eriştiğimiz günümüzde bile tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Ağaçlardaki, bu bir nevi "hidrofor sistemi"nin varlığı yaklaşık iki yüzyıl önce keşfedilmiştir. Ancak suyun yer çekimine aykırı bu hareketinin nasıl gerçekleştiğine kesin bir açıklama getirebilen bir kanun hala bulunamamıştır. Bu konuda bilim adamları sadece çeşitli teoriler öne sürmüşlerdir. Bu teorilerin ortaya attığı mekanizmalardan deneylerle ispatlanabilenler, belli bir oranda geçerli sayılmaktadırlar. Bilim adamlarının tüm bu uğraşıları neticesinde varılan sonuç aslında hidrofor sistemindeki kusursuzluktur. Böylesine küçük bir alana sığdırılmış olan teknoloji, bu sistemin tasarımcısının benzersiz aklını bize gösteren delillerden sadece bir tanesidir. Ağaçlardaki taşıma sistemleri de evrendeki her şey gibi Allah tarafından yaratılmıştır. ![]() ![]() |
| | |
| | #3 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | Genel hatlarıyla bitkilerdeki taşıma sistemi ![]() Hem genel yapı olarak, hem de mikrobiyolojik açıdan incelendiğinde yaprakların her yönüyle en fazla enerji üretimini sağlamak üzere planlanmış, çok detaylı ve kompleks sistemlere sahip oldukları görülecektir. Yaprağın enerji üretebilmesi için ısı ve karbondioksidi dış ortamdan alması gerekir. Yapraklardaki tüm yapılar da bu iki maddeyi kolaylıkla alacak şekilde düzenlenmiştir. Öncelikle yaprakların dış yapılarını inceleyelim. Yaprakların dış yüzeyleri geniştir. Bu da fotosen¤¤¤ için gerekli olan gaz alış-verişlerinin (karbondioksidin emilmesi ve oksijenin atılması gibi işlemlerin) kolay gerçekleşmesini sağlar. ![]() ![]() Yapraklardaki özel olarak "tasarlanmış" olan sistemler sadece bunlarla sınırlı değildir. Yaprak dokusunun önemli bir özelliği daha vardır. Bu özellik ışığa karşı duyarlı olmasıdır. Bu sayede ışık kaynağına yönelme, yani fototropizm adı verilen olay gerçekleşir. Bu, saksı bitkilerinde de rahatça gözlemlenen, bitkilerin yapraklarını güneşin geldiği yöne doğru çevirmesine neden olan olaydır. Bitki böylelikle güneş ışığından daha fazla faydalanabilir. ![]() ![]() |
| | |
| | #4 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | ![]() Yandaki resimde bir yaprağın enine kesiti görülmektedir. Yaprağın yapısı incelendiğinde her birinde çok detaylı tasarımlar olan dört tabaka ile karşılaşılacaktır. Detaya inilerek incelendiğinde bu tabakaların su geçirmeme, ışığı daha çok emme, solunumu kolaylaştırma gibi yaprağın ışığı daha iyi alması ve daha fazla fotosen¤¤¤ yapabilmesini sağlayacak özelliklere sahip oldukları görülecektir. Bu yapılardan ilki kloroplast içermeyen epidermis tabakasıdır. Yaprağı alttan ve üstten örten epidermis tabakasının özelliği, yaprağı dış etkilerden korumasıdır. Epidermisin üstü koruyucu ve su geçirmez mumsu bir madde ile sarılıdır. Bu maddeye kütiküla adı verilir. Yaprağın iç dokusuna baktığımızda ise genelde iki hücre tabakasından oluştuğunu görürüz.Bunlardan iç dokuyu oluşturan Palizad dokuda kloroplastça zengin hücreler, aralarında hiç boşluk bırakmadan yan yana dizilirler. ![]() Bu doku fotosen¤¤¤i yürüten dokudur. Bunun altında bulunan Sünger doku ise, solunumu sağlayan dokudur. Sünger dokudaki hücreler, diğer bölümlerdeki hücrelere göre daha gevşek bir şekilde birbirine kenetlenmiştir. Ayrıca bu dokunun hücreleri arasında hava ile dolu boşluklar vardır.2 Görüldüğü gibi bu dokuların hepsi yaprağın yapısında son derece önemli görevlere sahiptir. Bu tür düzenlemeler yaprakta ışığın daha iyi dağılıp yayılmasını sağlayarak fotosen¤¤¤ işleminin gerçekleşmesi açısından son derece büyük bir önem taşırlar. Bütün bunların yanı sıra yaprak yüzeyinin büyüklüğüne göre yaprağın işlem yapma (solunum, fotosen¤¤¤ gibi) yeteneği de artar. Örneğin birbirine geçmiş tropikal yağmur ormanlarında genellikle geniş yapraklı bitkiler yetişir. Bunun çok önemli sebepleri vardır. Sürekli ve çok miktarda yağmurun yağdığı, birbirine geçmiş ağaçlardan oluşan tropikal ormanlarda güneş ışığının bitkilerin her yerine eşit ulaşması oldukça zordur. Bu da ışığı yakalamak için gerekli olan yaprak yüzeyinin artırılmasını gerekli kılar. Güneş ışığının zor girdiği bu alanlarda bitkilerin besin üretebilmeleri için yaprak yüzeylerinin büyük olması hayati önem taşımaktadır. Çünkü bu özellikleri sayesinde tropik bitkiler değişik yerlerden, en fazla faydalanacak şekilde güneş ışığına ulaşmış olurlar. Tam aksine kuru ve sert iklimlerde ise küçük yapraklar bulunur. Çünkü bu iklim şartlarında bitkiler için dezavantaj olan asıl nokta ısı kaybıdır. Ve yaprak yüzeyi genişledikçe su buharlaşması, dolayısıyla ısı kaybı artar. Bu yüzden ışık yakalayan yaprak yüzeyi, bitkinin su tasarrufu yapabilmesi için iktisatlı davranacak şekilde tasarlanmıştır. Çöl ortamlarında yaprak kısıtlaması aşırı seviyelere ulaşır. Örneğin kaktüslerde yaprak yerine artık dikenler vardır. Bu bitkilerde fotosen¤¤¤ etli gövdenin kendisinde yapılır. Ayrıca gövde suyun depolandığı yerdir. Fakat su kaybının kontrol edilmesi için bu da tek başına yeterli değildir. Çünkü her ne kadar yaprak küçük olsa da gözeneklerin bulunması su kaybını devam ettirecektir. Bu yüzden buharlaşmayı dengeleyecek bir mekanizmanın varlığı zorunludur. Bitkiler de, fazla buharlaşmayı düzenleyen bir çıkış yoluna sahiptirler. Bünyelerindeki su kaybını, gözenek açıklığının kontrolü ile denetim altında tutarlar. Bunun için gözenek açıklıklarını (porları) genişletir veya daraltırlar. Tropik bölgelerdeki bitkilerin yapısı ile çöl ortamlarında yetişen bitkilerin genel yapısı resimlerde de görüldüğü gibi birbirinden farklıdır. Yaprakların tek görevi fotosen¤¤¤ için ışığı hapsetmeye çalışmak değildir. Havadaki karbondioksidi yakalayıp onu fotosen¤¤¤in oluştuğu yere ulaştırmaları da aynı derecede önemlidir. Bitkiler bu işlemi de yaprakların üzerinde yer alan gözenekler vasıtasıyla gerçekleştirirler. BİTKİ GÖVDESİ Eşşiz dağıtım sistemi bitki Gövdesi En küçük otsu bir bitkiden dünyadaki en yüksek ağaçlara kadar her bitki topraktan kökleri vasıtası ile aldığı mineralleri ve suyu en uçtaki yaprakları da dahil olmak üzere her yere dağıtmak zorundadır. Bu, bitkiler için son derece önemli bir ihtiyaçtır çünkü su ve mineraller bitkinin en fazla ihtiyaç duyduğu maddelerdir. Fotosen¤¤¤ işlemi de dahil olmak üzere bitkiler tüm faaliyetlerinde suya sürekli ihtiyaç duyarlar. Çünkü bitkiler, - hücrelerinin canlılığını ve gerginliğini, - fotosen¤¤¤ işlemini, - topraktaki erimiş besinlerin alınmasını, - bitki içinde bu besinlerin değişik yerlere taşınmasını, - ve sıcak iklimlerde, yapraklarının üzerinde serinletici etki yaparak sıcaktan zarar görmemeleri gibi son derece hayati işlemlerini sadece suyu kullanarak yerine getirirler. Peki toprağın derinliklerinde saklı duran su ve madensel tuzlar bitki tarafından nasıl alınır? Ayrıca bitkiler kökleri vasıtasıyla topraktan emdikleri bu maddeleri, gövdelerinin farklı bölgelerine nasıl iletirler? Bu zor işlemleri yaparken ne gibi yöntemler kullanırlar? Bu soruların cevapları verilirken unutulmaması gereken en önemli nokta hiç kuşkusuz ki, suyu metrelerce yukarıya çıkarmanın oldukça zor bir iş olduğudur. Günümüzde bu işlem çeşitli hidrofor sistemleri kullanılarak gerçekleştirilir. Bitkilerdeki taşıma ve dağıtma işlemleri de bir nevi hidrofor sistemi ile sağlanır. Bitkilerdeki, bu hidrofor sisteminin varlığı yaklaşık 200 yıl önce keşfedilmiştir. Fakat bitkilerde suyun yerçekimine aykırı olarak çalışan bu hareketi sağlayan sistemi kesin bir şekilde açıklayabilen bilimsel bir kanun hala belirlenememiştir. Bu konuda bilim adamları sadece çeşitli teoriler öne sürmekte ve bu teorilerin içinde en akla yatkın ve tatmin edici görünenini geçerli saymaktadırlar. Bütün bitkiler gerekli olan maddeleri topraktan alabilecekleri bir dağıtım şebekesi ile donatılmışlardır. Bu şebeke topraktan temin edilen mineralleri ve suyu, gerekli miktarlarda olacak şekilde ihtiyaç duyulan merkezlere en kısa zamanda iletir. Bilimadamlarının bulgularına göre, bitkiler bu zor işi başarmak için birden fazla metod kullanırlar. Bitkilerde suyun ve besinlerin taşınması birbirinden farklı özelliklere sahip yapılar sayesinde gerçekleşir. Bu yapılar özel olarak tasarlanmış taşıma ve dağıtma kanallarıdır. ![]() ![]() ![]() |
| | |
| | #5 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | Yandaki resimde bir ağaçtaki su taşıma sisteminin genel olarak hangi bölümlerden oluştuğu görülmektedir. Su, mineralleri bitki dokularına taşıma konusunda ve fotosen¤¤¤ üretiminde nakilci sıvı olarak görev yapar. Bitkideki her bölümün farklı görevleri vardır. Hepsi gerekli yerlere gönderecekleri maddeler içermektedirler. Toprakta bulunan su kökler vasıtasıyla alınır ve Ksilem dokuları kanalıyla kök tüylerinden yapraklara iletilir ve fotosen¤¤¤de kullanılır. a) Ksilem hücreleri b) Pholoem hücreleri Aynı ağaçta bulunmalarına rağmen birbirinden çok farklı yapılara sahip olan taşıma boruları Yandaki resimde bir yaprak sapının enine kesiti görülmektedir. Bitkide depolama işlemi yapmak ve taşınan maddeleri gereken yerlere iletmek için değişik hücreler vardır. Ayrıca kambiyum katmanı da yeni Ksilem ve pholem hücreleri üretir. BİTKİLERİN ÖZELLİKLERİ Zamanı ölçebilme yeteneği genelde insanın dışında diğer canlılarda bulunmasının beklenmediği bir özelliktir. Bunun sadece insanlara özgü olduğu düşünülebilir ama hem bitkiler hem de hayvanlar, zamanı ölçme mekanizmasına yani "biyolojik bir saate" sahiptirler: Bitkilerdeki Biyolojik SaatBitkilerin zamana bağlı hareketlerinin ilk defa anlaşılması 1920'lere dayanmaktadır. Bu yıllarda Almanya'da iki bilimadamı Erwin Buenning ve Kurt Stern fasulye bitkisindeki yaprak hareketlerini inceliyorlardı. İncelemeleri sonunda gördüler ki, bitkiler gün boyunca yapraklarını güneşe doğru uzatıyorlar, geceleri de tam dikey olarak yapraklarını büzüp uyku pozisyonuna geçiyorlardı.Bu bilimadamlarından yaklaşık iki yüzyıl önce de Fransız Astronom Jacques d'Ortour de Marian da bitkilerin böyle düzenli bir uyku ritmine sahip olduklarını gözlemlemişti. Karanlık bir ortamda ısı ve nem ayarlaması yapılarak tekrarlanan deneylerde bu durumun değişmemesi, bitkilerin içlerinde zaman ölçen bir sistemlerinin olduğunu göstermişti. Bitkiler belirli faaliyetleri için belirli zamanları seçerler. Bunu da güneş ışığındaki değişimlere bağlı olarak yaparlar. İçlerindeki saat güneş ışığıyla kurulduğu için ritmik hareketlerini 24 saat içinde tamamlarlar. Bitkilerin ritmik davranışlarının haftalarca sürdüğü de olabilir.1Yapılan ritmik hareketler ne kadar sürerse sürsün değişmeyen bir nokta vardır. Bu hareketler her seferinde bitkinin yaşaması ve neslinin devamı için, hep en uygun zamanlamada gerçekleşir. Ve bu hareketlerin başarıyla tamamlanabilmesi için birçok karmaşık işlemin kusursuz bir şekilde meydana gelmesi gerekir. Örneğin birçok bitkide çiçeklenme yılın belli bir zamanında olur. Çünkü bu zamanlar bitkinin çiçeklenmesi için en uygun zamanlardır. Bitkilerin bu zaman ayarlamalarını yapan saatleri, güneş ışığının yapraklara düşme süresini de hesaplar. Her bitkinin biyolojik saati bu süreyi bitkinin kendi yapısal özelliğine göre hesaplar. Yapılan hesap ne olursa olsun çiçeklenme en uygun zamanda gerçekleşir. Bu şekilde bir zaman ayarlaması yapan soya fasulyesi üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bu bitkilerin ne zaman ekilirlerse ekilsinler her zaman yılın aynı zamanlarında çiçek açtıkları görülmüştür. ![]() Bitkilerin çiçeklenmesi kendiliğinden gerçekleşen, olağan bir olay değildir. Çünkü bitkiler polenlerini her zaman yaymazlar. Örneğin Gelincik çiçekleri polenlerini polen taşıyıcı böceklerin en fazla olduğu saatlerde yayarlar. Diğer bitkilerdeki çiçeklenme de yılın belli zamanlarında gerçekleşir. Bu zaman çiçeklenme için en uygun olandır. Bilim adamları çiçeklerdeki bu zamanlamayı biyolojik saat olarak nitelendirmektedir. Bitkiler çiçeklenmenin dışında daha birçok faaliyetlerinde mükemmel zamanlamalar kullanırlar. Örneğin gelincik çiçekleri polenlerini yayma zamanlarını, polen taşıyıcıların en yoğun şekilde dolaştıkları günlere ve saatlere denk getirirler. Yine her bitki için bu günler ve saatler değişir. Ama sonuçta her bitki yaptığı zaman ayarlamasıyla en garantili biçimde polenlerini yaydırır. Gelincik çiçekleri Temmuz ile Ağustos aylarında sabah 05.30 ile 10.00 saatleri arasında polenlerini yayarlar. Bu saat, arıların ve diğer böceklerin de beslenmek için dışarıya çıktıkları saatlerdir. Burada bitki, kendi özellikleri dışında bir de diğer canlıların özelliklerini en ince ayrıntısına kadar hesaba katmalıdır. Bu bitki kendisini dölleyecek olan canlıların yuvalarından çıkacakları zamanı, katedecekleri yolun süresini ve beslenme saatlerini tam olarak bilmelidir. Bu durumda akla şu soru gelecektir: Bütün bu "bilgilere" sahip olan ve gerekli "hesaplamaları" yapan "diğer bir canlının özelliklerini analiz eden" ve bir bilgisayar merkezini andıran bu saat, bitkinin neresindedir?Bilim adamları bitkiler dışındaki canlılardaki biyolojik saatin, genel olarak hipofiz bezinin etkisiyle oluştuğunu düşünmektedirler. Fakat bitkilerdeki bu mükemmel zaman ölçme sisteminin nerede bulunduğu onlar için hala tam bir sırdır.2 Bu sonuç bize, bitkilerin her türlü faaliyetlerinin zamanlamasını belirleyen, dolayısıyla hepsini bilgisi ve denetimi altında bulunduran üstün bir aklın ve gücün delillerini ortaya koymaktadır. Allah üstün gücü ve sonsuz aklıyla her yerde yaratılış delillerini bizlere göstermekte ve bunları görerek öğüt alıp düşünmemizi istemektedir. NOTLAR: İLGİNÇ BİTKİLER Arum zambağıArum zambağı döllenmeye hazır hale gelince keskin kokulu bir amonyak gazı (NH3) yaymaya başlar. Çiçeğin son derece ilginç bir yapısı vardır. Polenlerinin bulunduğu bölüm, beyaz yapraklı yapının içinde dip taraftadır ve dışarıdan görünmez. Bu yüzden sadece koku yaymak böceklerin dikkatini çekmek için yeterli değildir. Polenler döllenmeye hazır olduğunda zambak saldığı kokuyla birlikte çiçeğinin dışta kalan bölümünü de ısıtır. İşte bu yalnızca aydınlık saatlerde ve bir gün içerisinde gerçekleşen ısınma ve koku böcekler için çok çekicidir. Bu ısı ve koku nasıl ortaya çıkıyor sorusunu cevabını bulmaya çalışan bilim adamları bitkinin metabolizmasında gerçekleşen hızlanma sonucunda ortaya özel bir asit çıktığını bulmuşlardır. ![]() Glutanamik asit denen bu maddenin kimyasal yollarla parçalanması sonucunda çiçeğin yaydığı ısı ve koku oluşur. Bu sayede böcekler çiçeğe gelirler. Ne var ki böcekler için bu yeterli değildir çünkü arum zambağının polen tozları dipte kapalı torbacıklarda bulunur. Çiçek buna da hazırlıklıdır. Yağlı olan dış yüzeyi sebebiyle gelen böcekler kayarak aşağı çiçeğin içine düşerler ve bir daha da kaygan duvarlardan yukarı tırmanamazlar.Bulundukları bölümde çiçeğin dişi organlarının ürettiği şekerli bir sıvı vardır. Ayrıca gece olunca polenlerin kapalı olduğu torbacıklar da açılır ve böcekler bunlara bulanırlar. Böcekler çiçeğin içinde bir gece kalırlar. Sabah olunca çiçeğin üzerinde bulunan dikenler bükülerek böceklerin yukarı tırmanması için merdiven işlevi görürler. Merdivenden tırmanan böcekler, özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz görevlerini yerine getirmek için dölleyici polen yükleriyle birlikte başka bir zambağa giderler.1 Passiflore çiçeğiİlgi çekici bir güzellikte olan Passiflore çiçeği, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde düşmanı olan tırtıllara karşı koyabilmektedir. Bu iğneler, yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi halinde bedenlerine saplanır. Böylece, passiflore çiçeği, bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış olur.2 KardelenlerÇevremizdeki güzellikler bazen oldukça etkileyici biçimlerde belirirler. Kışın kar örtüsünün altında donmuş bir şekilde korunan kardelenler, baharda karların erimesi ile birlikte çiçek açarlar. Karların içinden çıkan bu muazzam güzellik ve renk cümbüşü, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğun ve ihtişamın örneklerinden yalnızca bir tanesidir.3 Taş kaktüsü Resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun düşmanlarından çok iyi bir şekilde korunmasını sağlar.4 Küstüm otu Küstüm otunun çok ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız eden etki devam ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru ikinci bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir. Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan kanallar aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik mesafeyi bir-iki saniye içinde geçer. Isı ne kadar yüksek olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur. Her bir yaprağın dibi (yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir. Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup, yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir. Genlisia Genlisianın tuzağı, hayvan bağırsağına benzer. Toprak altında dallanmış olan yaprakları, içi boş borular şeklindedir. Topraktan çekilen su bu borularda ilerler. Boruların uçlarındaki yarıklarda, bitkinin içine doğru yönelmiş bir akıntı vardır. Bu akıntı, bitkinin içinde su pompalayan tüycüklerden kaynaklanır. Su içindeki böcekler ve diğer organizmalar, akıntı nedeniyle boruların uçlarındaki yarıklardan içeri doğru sürüklenir. Bu sürüklenme boyunca geçtikleri her yer uçları aşağıya bakan kalın ve sert tüylerle kaplıdır. Tüycükler de birer sübap gibi iş görerek, böceği bitkinin içine doğru iten ikinci bir etki meydana getirirler. Kurban içerilere doğru ilerledikçe bir dizi öldürücü sindirim beziyle karşı karşıya gelir. Sonunda da Genlisianın besini olmaktan kurtulamaz. ![]() ![]() |
| | |
| | #6 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | Bitkilerdeki Tasarımlar ve Biyomimetri Birisi size son yıllarda kullanmaya başladığımız fiberoptik teknolojisini (ışık ve yüksek kapasitede bilgi iletme özelliğine sahip fiber optik kablolardan oluşan sistem) milyonlarca yıldır kullanan canlılar olduğunu söyleseydi ne düşünürdünüz?Söz konusu teknolojiyi kullananlar çok iyi tanıdığımız ancak belki de sahip oldukları üstün tasarım çoğu kimsenin aklına dahi gelmeyen bitkilerdir. Pek çok insan çevresine alışkanlıkla, yüzeysel olarak bakar, Allah'ın canlılarda yarattığı üstün tasarım örneklerini görmezden gelerek hiç düşünmez. Oysa bütün canlılar bu alışkanlık perdesini kaldıracak sırlarla doludur. Bu sırları keşfedebilmek için sadece neden, nasıl, niçin sorularını sormak yeterlidir. Bu soruların cevaplarını düşünen insan çevremizde gördüğümüz herşeyi sonsuz güç, bilgi ve akıl sahibi bir Yaratıcının, üstün güç sahibi Rabbimizin yarattığını fark edecektir. Örnek olarak bitkilerin gerçekleştirdiği fotosen¤¤¤ olayını alalım. Fotosen¤¤¤ sırları hala çözülememiş bir yaratılış mucizesidir. Bitki hücrelerinin güneş ışığını, insanların ve hayvanların besin yoluyla alabilecekleri bir enerjiye dönüştürmelerine "fotosen¤¤¤" denir. Bu tanım belki ilk okuyuşta pek çok kimse için çok dikkat çekici olmayabilir. Ne var ki biyomimetik uzmanları fotosen¤¤¤in yapay olarak gerçekleştirilmesinin tüm dünyayı değiştirecek bir olay olduğuna inanmaktadırlar. Bitkiler fotosen¤¤¤i birbirini takip eden oldukça karmaşık bir dizi işlem sonucunda gerçekleştirirler. Bu işlemlerin tam olarak neler olduğu henüz bilinmemektedir. Fotosen¤¤¤in sadece bu özelliği bile evrim teorisini savunanlara söz hakkı tanımamaktadır. Prof. Dr. Ali Demirsoy'un şu sözleri, evrimci bilim adamlarının fotosen¤¤¤ karşısında içine düştükleri açmazı çok iyi bir şekilde tarif eder:Fotosen¤¤¤ oldukça karmaşık bir olaydır ve hücrenin içerisindeki organelde ortaya çıkması olanaksız görülmektedir. Çünkü tüm kademelerin birden oluşması olanaksız, tek tek oluşması da anlamsızdır.43 Bitkiler güneş ışığını "kloroplast" adı verilen doğal solar hücrelerle yakalarlar. Biz de yapay solar hücrelerle (güneş panelleri) elde edilen enerjiyi alarak pillerde depolarız. Solar hücre (güneş paneli), ışığı elektrik enerjisine çevirir. Hücrenin düşük güçlü çıktısı (low power output), çok sayıda panel kullanılmasını gerektirir. Solar hücrelerin, insanların ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılayabilmeleri için yapraklarda olduğu gibi sadece güneş ışıklarına bakmaları yeterlidir. Kloroplastların yaptığı iş tam olarak taklit edilebildiğinde yüksek enerji sarfiyatı yapan cihazların bile küçücük güneş pilleri ile çalıştırılabilmesi mümkün olacaktır. Uzay mekikleri ve yapay uydular başka bir enerji kaynağına ihtiyaç duymadan sadece güneş enerjisi ile uçabilecektir. Böylesine üstün özelliklere sahip olan, bilim adamlarının büyük bir hayranlık duydukları ve taklit etmeye çalıştıkları bitkiler de, yaratılan her canlı gibi Allah'a boyun eğmiştir. Bu gerçek, bir ayette şöyle bildirilir: Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler. (Rahman Suresi, 6) Korunan Yüzeyler Her eşyanın yüzeyinin sudan, kirden hatta parlak ışıktan bile zarar görme ihtimali vardır. Bundan ötürü bilim adamları araba ve mobilya cilalarını, ultraviyole güneş ışınlarını engelleyen sıvıları üretmişlerdir. Hepsinin amacı, yüzeyi, meydana gelebilecek herhangi bir aşınma ve yırtınmadan korumaktır. Doğadaki hayvanlar ve bitkiler de, kendi hücrelerinin içlerinde, yüzeylerini dış etkenlere karşı koruyacak birtakım kimyasal maddeler üretirler. Doğadaki canlıların bünyeleri tarafından üretilen ve bilim adamlarını hayrete düşüren bu kimyasal karışımlar, tasarımcıların taklit etmek için uğraştıkları kompleks örneklerdir. ![]() İnsanların bitkilerden öğrenebilecekleri sadece solar hücrelerle sınırlı değildir. Bitkiler insanlara, inşaat sektöründen parfüm endüstrisine kadar birçok yeni ufuk açmaktadır. Günümüzde, gelişmiş laboratuvarlarda parfüm, deodorant, sabun kokusu üreten kimya mühendisleri ise bu salgı bezlerinin yaptıklarını taklit ederek, güzel kokular üretmeye çalışırlar. Örneğin Nina Ricci, Guerlain ve Christian Dior gibi pek çok ünlü firma ürettikleri kokuların içeriklerinde doğada bulunan bitki özlerini kullanmaktadırlar.44 ![]() İnsanların günlük hayatta kullandığı birçok koruyucu malzeme aslında doğadaki canlılar tarafından çok daha önceden kullanılmaktadır. Ahşap kaplama bunlardan yalnızca bir tanesidir. Böceklerin sert kabukları da onları, suya ve dışarıdan gelebilecek hasarlara karşı korumaktadır. "Sclerotin" adı verilen bir protein tarafından güçlendirilmiş bu kabuklar, böceklere doğadaki en sert yüzeye sahip canlılar olma özelliğini verir. Ayrıca böceklerin kabuğunda bulunan kitin tabakası da rengini ve parlaklığını zaman içerisinde yitirmez.45 Bütün bunlar düşünüldüğünde inşaatlarda dış yüzeylerin kaplaması ve korunması için üretilecek sistemlerin böceklerinkine benzer bir tasarıma sahip olmasının çok daha kazançlı olacağı açıkça görülmektedir. Lotus bitkisi (beyaz nilüfer), çamurlu ve kirli ortamlarda yetişir.Buna rağmen bitkinin yaprakları sürekli temizdir. Çünkü bitki, üzerine en ufak bir toz zerresi geldiğinde hemen yapraklarını sallar ve toz taneciklerini belli noktalara doğru iter. Yaprağın üzerine düşen yağmur damlaları da bu noktalara doğru yönlendirilir ve buradaki tozları süpürmesi sağlanır. Lotus bitkisinin bu özelliği, yeni bir bina yüzeyinin tasarımı için araştırmacılara ufuk açmıştır. Bunun üzerine araştırmacılar Lotusun yaprağı gibi, yağmur sularını kullanarak üzerindeki kiri temizleyen bina yüzeyleri üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Bu çalışmalar sonunda ISPO isimli bir Alman şirketi, Lotusan adı verilen cephe kaplama malzemesini üretmiştir. Asya ve Avrupa'da bulunan satış noktalarında piyasaya sunulan bu ürün için 'deterjana gerek kalmadan 5 yıl boyunca kendini temiz tutacağı garantisi' bile verilmiştir.46Doğadaki pek çok canlı, kendi yüzeylerini koruyan çeşitli özelliklere sahiptir. Şüphesiz ne Lotus bitkisinin yüzey yapısı ne de böceklerdeki kitin tabakası kendi kendine oluşmuştur. Hatta bu canlılar sahip oldukları üstün niteliklerden tamamen habersizdirler. Onları tüm özellikleriyle birlikte yaratan, Allah'tır. Bir Kuran ayetinde Allah'ın yaratma sanatı şöyle bildirilir: O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24) ![]() Bonn Üniversitesi'nden Dr. Wilhelm Barthlott, mikroskop altında yaptığı incelemelerde, en az temizlik gerektiren yaprakların en pürüzlü yüzeylere sahip olduğunu fark etmiştir. Dr. Barthlott, bunların en temizi olan Lotus bitkisi üzerinde, bir çivi yatağı gibi minik noktalar olduğunu buldu. Bir toz ya da kir zerresi yaprak üzerine düştüğünde, belli belirsiz biçimde bu noktalar üzerinde iki yana sallanır. Bir damla su, bu minik noktalar üzerinde yuvarlanınca zayıf şekilde tutunmuş olan kiri alıp götürür. Diğer bir deyişle, nilüfer çiçeği, kendi kendini temizleyen bir yaprağa sahiptir.47 Nilüfer çiçeğinin bu özelliği araştırmacılara ilham kaynağı olmuş ve LOTUSAN adı verilen, 5 yıl kendisini temiz tutacağı garantisi verilen dış cephe malzemesi üretilmiştir. ![]() Yağmur damlasının lotusan yaprağı üzerindeki temizleyici etkisi Su damlasının normal bir yüzeydeki etkisi Lotusanla kaplı bir bina cephesinde su damlalarının temizleyici etkisi Bitkiler ve Yeni Bir Otomobil TasarımıOtomobil firması Fiat, ZIC (Zero Impact Car) adlı yeni ürününü tasarlarken bitkilerdeki "kollara ayrılma" özelliğinden yararlanmıştır. Otomobilin ortasından bitkinin gövdesinde olduğu gibi küçük bir tünel geçiren tasarımcılar, bu tünele arabanın çalışması için gerekli enerjiyi sağlayan piller yerleştirmişlerdir. Arabanın koltukları ise resimdeki bitkiden esinlenilmiş ve bitkideki gibi doğrudan gövdeye (tünele) bağlanmıştır. Otomobilin tavanı ise deniz yosununun petekli yapısı gibi tasarlanmıştır. Bu yapı ZIC'e hem hafiflik hem de sağlamlık kazandırmıştır.48 Otomobil sektörü gibi insanların en son teknolojinin rahatlıkla sergilenebileceği bir alanda, mühendislere ve tasarımcılara, doğada bulunan ve canlılığın var olduğu ilk günden beri hayat süren basit bir bitki ilham kaynağı olmuştur. Canlılığın tesadüfen oluştuğunu ve zaman içerisinde gelişerek hep daha iyiye doğru gittiğini savunan evrimciler için bu ve buna benzer olaylar, kabul edilmesi çok zor şeylerdir. Nasıl olur da akıl ve şuur sahibi insanlar, hiçbir zekası ve bilgisi olmayan, yerinden bile hareket edemeyen bitkilerden bir şeyler öğrenirler ve bunların uygulaması, o güne kadar o konuyla ilgili ortaya çıkan en verimli sonuçları verir? Bunlar elbette ki tesadüflerle açıklanması mümkün olmayan özelliklerdir ve yaratılışı kanıtlar. Bu yüzden de evrimciler için bir zorluktur. Alarm Sinyali Veren Bitkiler Herkes bitkilerin tehlikeden kaçamadıklarını, dolayısıyla düşmanlarına hemen teslim olduklarını zanneder. Ancak yapılan araştırmalar durumun hiç de zannedildiği gibi olmadığını ortaya çıkarmıştır. Tam tersine bitkiler de şaşırtıcı taktiklerle düşmanlarının üstesinden gelmektedirler. ![]() ![]() ![]() |
| | |
| | #7 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | Örneğin bitkiler, yapraklarını kemiren böcekleri uzaklaştırmak için kimi zaman zararlı kimyasallar üretirler, kimi zaman da bu böceklerle beslenen avcı böcekleri çeken kimyasal kokular yayarlar. Kuşkusuz her iki taktik de son derece akılcıdır. Nitekim tarımsal alanda yapılan faaliyetlerde bu savunma stratejisi, çok etkili bir yöntem olarak taklit edilmeye çalışılmaktadır. Almanya'daki Max Planck Kimyasal Ekoloji Enstitüsü'nde 'bitki savunması genetiği' alanında çalışmalar yapan Jonathan Gershenzon, bu akılcı stratejiyi gereği gibi taklit edebilirlerse, gelecekte tarımsal ilaçlamaların zehirsiz yapılabileceğini düşünmektedir.49 Bazı bitkiler tırtıllar tarafından saldırıya uğradıklarında hemen bu tırtıllarla beslenen avcı böcekleri kendilerine çeken, uçucu bir kimyasal madde salgılar. Yardıma çağrılan böceklerin özelliği ise yumurtalarını tırtılların içine bırakmalarıdır. Tırtıldan habersiz onun içinde barınan ve yumurtadan çıkan larvalar ise, bu tırtıllarla beslenerek büyüme imkanı bulurlar. Böylece ekine zarar veren tırtıllar dolaylı bir strateji ile imha edilir. Bitkinin, yapraklarının bir tırtıl tarafından yendiğini anlaması ise yine kimyasal yöntemlerle gerçekleşir. Bitki, yapraklarını kaybettiği için değil, tırtılın salyasındaki kimyasallara tepki olarak böyle bir alarm sinyali verir. Basitmiş gibi görünen bu olayda üzerinde durulması gereken pek çok konu vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz: 1-Bitki, tırtılın kimyasal salgısını nasıl algılamaktadır? 2-Bitki, alarm sinyali verdiğinde tırtıllardan kurtulacağını nereden bilmektedir? 3-Verilen sinyalin böceklerde davet etkisi yapacağını nereden bilmektedir? 4-Bitkinin, daveti doğru böceklere (saldırgan tırtıllarla beslenen) yapmasını sağlayan nedir? 5-Verilen sinyal sesli değil kimyasal bir salgı şeklindedir. Böceklerin kullandığı kimyasallar da son derece karmaşık bir molekül yapısına sahiptir. Kimyasaldaki en ufak bir eksiklik ya da yanlışlık, sinyalin niteliğini kaybettirebilir. Bu durumda bitki bu sinyali veren kimyasalı kendi kendine nasıl üretebilmektedir? Geociris ![]() Manduca güvesinin tırtılı İşte günümüzde yaygınlaşan bu gibi biyomimetik çalışmalarıyla, Allah'ın canlılar üzerinde bize gösterdiği akıl hayranlıkla taklit edilmeye çalışılmaktadır. Nairobi'de bulunan Uluslararası Böcek Fizyolojisi ve Ekoloji Merkezi'nden ve İngiltere'deki Toprak Ürünleri Araştırma Enstitüsü'den bir grup araştırmacı da bu konuda bir çalışma gerçekleştirmiştir: Çalışma ekibi mısır ve buğday tarlalarında ekinlerin arasına, tarım zararlılarını bu strateji ile ortadan kaldıran bir çim ekmiştir. Sonuçta, tarım ilacı kullanılmasına gerek kalmadan, zararlı canlıların etkisiz hale getirilmesinde %80 oranında başarı sağlanmıştır. Bitkiler üzerinde sergilenen bu benzersiz çözümün yaygınlaştırılması durumunda tarımda daha büyük aşamalar kaydedilecektir.50 ABD Utah'ta yetişen bir tütün bitkisi ise Manduca güvesinin tırtılı tarafından saldırıya uğramaktadır. Bu zararlının yumurtaları Geocoris böceği tarafından sevilen bir yiyecek türüdür. Tütün bitkisinin salgıladığı uçucu kimyasal madde sayesinde Geocoris avcısı kimyasal salgılar aracılığıyla çağırılmakta ve yumurtalar bu böcek tarafından yendiği için tırtıl sayısının artışı engellenmektedir.51 Okyanusun Derinliklerindeki Fiber Optik Tasarım Rossella Racovitzae adlı su süngeri bitkisi, insanoğlunun en yeni teknolojilerde kullandığı fiber optikten yapılmış uzantılara sahiptir. Fiber optik, ışığı iletmede çok etkili bir malzemedir. Lazer ışınlarının fiber optik kablosundan geçirilmesiyle elde edilen iletişim imkanları, normal malzemeden yapılmış kablodakilere göre olağanüstü bir artış gösterir. Öyle ki, saç teli kalınlığında 100 tane fiber optik kablonun yanyana getirilmesiyle oluşan kablo kesitinden 40.000 ayrı ses kanalı geçirilebilmektedir. Antartika kıyılarının derinliklerinde yaşayan bu sünger türü, fotosen¤¤¤ yapabilmek için ihtiyacı olan ışığı, fiber optikten yapılmış olan diken şekilli uzantıları sayesinde kolayca toplamakta ve çevresi için de bir ışık kaynağı olmaktadır. Bu sayede hem kendisi hem de bu süngerin ışık toplama yeteneğinden faydalanan başka canlılar hayatta kalabilmektedir. Aynı ortamda yaşayan tek hücreli yosunlar da bu süngere yapışmakta ve yaşamaları için gereken ışığı elde etmektedirler. Antartika kıyılarının 100 ila 200 metre derinliklerinde, kalın buz kütlelerinin altında neredeyse zifiri karanlık denebilecek bir ortamda yaşayan bir canlı için güneş ışığını yakalamak, canlının hayatını sürdürebilmesi açısından son derece büyük bir önem taşır. Canlının bu sorunu çözebilmesi, ışığı en etkili şekilde toplayan fiber optik ile donatılmış olması sayesinde mümkündür. Bilindiği gibi fiber optik teknolojisi son yüzyılın en ileri teknolojilerinden biridir. Japon mühendisler bu teknolojiyi güneş ışığını gökdelenlerin ışık almayan bölümlerine aktarmada kullanırlar. Gökdelenlerin çatısına yerleştirilen dev mercekler güneş ışığını fiber optik ileticilerin ucuna odaklar. Fiber iletkenler vasıtasıyla da güneş ışığı binanın en karanlık noktalarına kadar ulaştırılır. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi 117)Yüksek teknolojiye sahip endüstrilerde imal edilen fiber optik maddesinin böyle bir ortamda bu canlı tarafından 600 milyon yıldan beri kullanılması bilim adamlarını da hayrete düşürmektedir. Washington Üniversitesi'nde mekanik mühendisi olan uzman Ann M. Mescher bu gerçeği şöyle ifade eder: Bu fiberleri düşük ısılarda, böylesine eşsiz mekanik ve mükemmel optik özelliklerle üreten bir canlının var olması olağanüstü etkileyicidir.52 Washington Üniversitesi'nde profesör ve aynı zamanda metalurji mühendisi olan Brian D. Flinn ise bu süngerdeki üstün yapıyı şöyle tarif eder: Bu, önümüzdeki 2 ya da 3 sene içinde (insanların) telekomünikasyona geçirecekleri türden bir şey değil, bu önümüzdeki 20 yılda ortalarda görülemeyecek bir şey.53 Bütün bunlar bize, doğanın ve içindeki canlıların insanlar için çok sayıda örnek barındırdığını göstermektedir. Herşeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamış olan Allah, tüm bu tasarımları insanların öğüt alıp düşünmeleri için yaratmıştır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. (Al-i İmran Suresi, 190-191) ÇİÇEK BAKIMI Eğer çiçekleriniz Oasis adı verilen çiçek süngerleri içinde geldiyse yeteri kadar su koymayı unutmayın. Oasis çiçeğin ömrünü uzatan bir maddedir. Ayrıca suyun içine çiçeklerin ömrünü arttıran vitaminlerden koymak faydalı olacaktır. KESME ÇİÇEKLER Çiçekleri keserken çiçek kesme makası veya bıçağı kullanınız ve kesinlikle kumaş makası kullanmayınız Çiçeğin saplarını suyun içinde kesmeye özen gösterin ve kesilen suyun temiz olmasına dikkat edin. Su sıcaklığının 20-25 C derecesinde olmasına dikkat ediniz böylelikle çiçeğinizin ömrünü uzatmış olacaksınız. Kesme çiçeklerde vazo değişimi yapılırken aktarma yapılacak vazo temiz su ile doldurulmalıdır. Çiçeğin suya girecek kısımlarındaki yaprakları temizlemek gerekmektedir. Böylece oluşacak bakteriyel kokulardan kurtulmuş olacaksınız. Eğer çiçeklerinizin yaşam süresini uzatmak için özel koruyucular kullanıyorsanız ve suda bakterilerin geliştiğini görüyorsanız ilk yapmanız gereken şey vazonuza yada kabınıza iki günde bir ihtiyacı kadar suyu koymak olacaktır. Eğer koruyucu kullanmıyorsanız suyu değiştirin, vazonuzun temiz olmasına dikkat edin ve çiçeklerin saplarını günlük olarak kesin. Düzenlenmiş çiçeklerinizi serin yerde tutmanız (özellikle geceleri) gerekmektedir. Isı veren kaynaklardan uzak tutmanız çiçeğinizin ömrünü uzatacaktır. Lale fazla suda durmaması gereken bir çiçektir. Vazodaki su miktarı sapın 5 cm kadarının suya değmesine izin verecek kadar olmalıdır. Vazolardaki bakterilerin önlenmesi için ve çiçeklerin daha rahat su çekmesi için 1 lt vazoya bir çay kaşığı çamaşır suyu ilave ederek çiçeklerin rahat su almasını temin eebilirsiniz. (Metal ve gümüş kablarda bu işlemi yapmayınız) GÜLLER Güller belirli açılarla kesilmesi gereken bir çiçektir. Temiz bir bıçakla kesilmesi faydalı olacaktır. Bu kesim sırasında kumaş makası kullanmayınız. Güllerin sapları suyun içinde kesilmelidir. Böylece kesilme sırasında çiçeğin sapının içinden hava girmesi önlenmiş olacaktır. Suyun altında kalan yaprakların bakteriyel koku oluşturmaması için saplardaki yapraklardan arındırmak gerekir. Güller bolca su tüketimi yapan çiçeklerdir. Günlük olarak ihtiyacı olan su miktarınca vazoya ilave yapılmalıdır. Güllerinizi direkt güneş ışınlarından, televizyon ısısından, radyatörden, tavan pervanelerinden ve hava akımlarından uzak tutunuz. Güllerin yaşamı için besin maddeleri çok önemlidir. Eğer gülleriniz boyun bükme durumunda ise yerini değiştirin ve saplarını suyun içinde usulünce kesin. Bu işlem sırasında kullanılacak suyun sıcak olması gül için faydalı olacaktır. Bu gülde şoklama yapacaktır. Ayrıca boyun büken gülleri banyoda üzerine kağıt serip ıslatın. 1-2 saat sonra vazoya yerleştirin. . ARANJMAN YAPIMI Aranjmanı yapmadan önce koyacağınız kabı ve yeri iyi tespit etmeniz gerekmektedir. Yemek masası aranjmanlarını mümkün olduğunca alçak tutmak faydalı olacaktır, böylece masada oturan kişilerin birbirlerini görmesi daha kolay olacaktır. Çiçek konulacak kabın iyi tesbit edilmesi gerekmektedir, uzun boylu çiçeklere uzun boylu vazo; kısa boylu çiçeklere kısa boylu vazo; dolgun tarzda yapılacak olan aranjmanlara geniş vazo kullanılması faydalı olacaktır. Kısacası çiçeğin büyüklüğü uzunluğu ve hacmi çiçeğin konulacağı kabla orantılı olmalıdır. Çiçekleri koymadan önce kaba konulacak suyun miktarını iyi tespit etmek gerekmektedir. Aksi takdirde fazla konulacak su her çiçek için fayda getirmez, örneğin Gerbera gibi çiçekler fazla su içinde tutulmamalıdır. Kabın ¼ nin su ile dolu olması bu çiçek için yeterli olacaktır. Aranjman yaparken dikkat edilecek bir husus da kullanılan çiçeklerin birbirleriyle uyumudur. Çiçeklerin renkleri, boyları, büyüklükleri, yetiştiği iklim önemli olan noktalardır. Örneğin, tropik çiçeklerle bu çiçeklere uyumlu olabilecek diğer çiçekler kullanılmalıdır. Evinize gelen buketlerin altında sarılı olan folyo kağıtlarını kaba koymadan önce çıkartmalısınız. Aksi takdirde suyun altında oluşacak bakterilerin bu kağıdın içinde saklanabileceğini ve çiçeğin suyunu değiştirseniz dahi bu bakterilerin orada korunacağını unutmayın. VAZODA ÇİÇEK BAKIMI - Çiçekçiden alınan çiçeklerin, vazoya yerleştirildiği zaman, suyun altında kalacak olan yapraklarını kopararak temizleyiniz. - Çiçeklerin saplarını, sapın içine hava girip su alımını engellememesi için, su dolu bir kabın içine koyunuz ve sulanan sapların uçlarını 2 cm kadar bıçak ya da makasla kesip, hemen vazoya yerleştiriniz. - Çiçeklerin konulacağı vazoya suyu su filtresinden koymayınız. Vazoya konan çiçeğin ömrünü uzatmak için, bir litre su içerisine 1 çorba kaşığı şeker koyabilirsiniz. - Güllerinizin saplarını kesip, vazoya yerleştirdikten sonra, mümkünse serin ve karanlık bir oda ya da buzdolabında kendilerine gelmelerini bekleyiniz. - Eğer satın aldığınız aranjman, çiçekçiniz tarafından gözenekli ve süngerimsi, bir malzemeye(oasis) çiçekler saplanması ile yapılmış ise, çiçek saplarının dibe kadar saplanmış olmalarından emin olunuz ve aranjmana su ilave ediniz. - Aranjmanınızı serin ve direkt güneş ışığı olmayan ve hava cerayanına maruz kalmayan bir yere koyunuz. - Güller susayan çiçeklerdir. Vazodaki suyun sürekli dolu olmasına dikkat ediniz. - Eve gelen lilium'lar hafif açıldıktan sonra, içlerindeki polen kesesi kesilip çıkarılmalıdır. Bu lilium'un ömrünü uzatır. Aynı zamanda polenden leke bulaşmasını önler. SALON BİTKİLERİNİN BAKIMI Salon bitkilerinin bakımı için bir takım aletlere ihtiyaç vardır. * Saksı ve Altlığı * Sulama Kovası * Sprey ( Nemlendirmek için ) * Gübre * Yosunlu Destek Çubuğu * Bahçe Makası * Parlatıcı Sprey * Zararlı ve Hastalıklar için İlaç Salon bitkilerinizin suya olan ihtiyacını parmağınızı 2 cm kadar toprağa batırarak anlayabilirsiniz. Kuruysa sulamak gerekir. Kış mevsiminde çiçeklerin dinlenmesi için daha seyrek sulama yapılması gerekir. Bitkilerin yapraklarını ayda bir kez nemli bir süngerle temizleyebilirsiniz. Parlatıcı sprey, büyük yapraklı bitkilerde kullanılabilir ancak, afrika menekşesi, aşk merdiveni ve çiçekli, tüylü yapraklı bitkilerde asla kullanılmaz. Çiçeklerimizin saksı değişimi en iyi bahar aylarında olur. Bitki kökleri saksıdan dışarıya çıkmış ve toprak çabuk kuruyorsa saksı değişimi yapılmalıdır. Bunun için gerekli olan, değiştirilmesi gereken saksıdan bir büyük saksı ve biraz topraktır. Yeni saksının içine bir kaç taş, biraz kum ve üzerine gübreli toprak koyduktan sonra eski saksıdaki çiçeğin toprağını dağıtmadan yeni saksıya yerleştiriniz ve yan boşlukları toprakla doldurunuz. Saksıya çiçeği ve toprağı iyice yerleştirdikten sonra, uygun yerleşim yerine koyarak hemen sulamayı yapınız. Saksı değişimini yaparken, bahçeden aldığınız toprağı değil, iç mekan bitkileri için hazırlanmış karışım toprağı tercih ediniz. Karşılaşabileceğiniz Sorunlar Yapraklarda Sararma: Özellikle kışın saksı toprağının gereğinden fazla nemli tutulması, bitkinin fazla sulanması ve aşırı güneş altında ışığa maruz kalması buna neden olabilir. Yaprak Dökülmeleri: Çiçekli haldeyken bitkiye çok su verilmesi, saksı toprağının çok nemli tutulması, aşırı derecede kurutulması veya ani sıcaklık değişikliği yaprak dökülme nedenlerindendir. Tomurcuk Dökülmesi: Saksı toprağının çok nemli tutulması, fazla kuru olması, çiçeğin yerinin sık değiştirilmesi ve yoğun karanlık tomurcukların dökülmesine neden olur. Kök ve Gövde Çürümeleri: Toprağın fazlaca nemli tutulmasından kaynaklanır. Yapraklardaki Kahverengi Yanıklar: Püskürtme yapıldıktan sonra, güneşin bitkinin üzerine direkt gelerek yaklaşmasından kaynaklanır. SALON BİTKİLERİNİN SATIN ALINMASI VE YERLEŞTİRİLMESİ Evimiz ya da büromuz koşullarına uygun süs bitkilerini seçmemiz ve bitkilerimizi sağlıklı yetiştirebilmemiz için bir takım bilgilere ihtiyacımız vardır. Bunun için, çiçeğin çiçekçiden satın alınmasından, evde ya da büroda uygun yere yerleştirilmesine kadar dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Çiçeğin çiçekçiden satın alındıktan sonra, gideceği yere soğuk, rüzgar ve yakıcı güneş ışığından korunarak ulaştırılması gerekir. Çiçeğin yerleştirileceği mekana gelince; çiçeklerin hoşlandığı ve hoşlanmadığı ortamlar vardır. Satın aldığımız çiçeklerdeki açıklayıcı etiketlere göz atarsak çiçeklerin nasıl ortamlardan hoşlandığını görürüz. Salon bitkilerini yerleştirirken dikkate alınması gereken 3 önemli nokta vardır. 1. Işık : Pekçok bitki direkt güneş ışığına maruz kalmak istemez. Yaz aylarında kuzey yönündeki pencere önleri daha uygun ışık verir. 2. Nem : İnce yapraklı bitkiler, genellikle neme ihtiyaç duyarlar ve banyodan hoşlanırlar. Kalın ve dolgun yapraklılar da daha kuru mekanları tercih ederler. 3. Isı : Bitkiler, gelişme dönemlerinde sabit ısı isterler. Soğuk havalarda bitkileri soğuktan etkilenen kapı ve pencere kenarlarında bırakmamak gerekir. SAKSI DEĞİŞTİRME Saksı değiştirme işlemi, iç mekan süs bitkileri yetiştiriciliğinde önemli bir yer kaplar. Bitkiler , yetiştiricinin gereksiz yere bitkinin saksısının değiştirilmesi Ve ya saksı değiştirmeyi tam bilmemesi nedeniyle zarar görmektedir. İçersinde belirli miktarda toprak bulunan kaplarda ( sözgelişi saksı, kasa , çanak vb. gibi ) yetiştirilen süs bitkilerinin bir süre sonra varolan bitki besin maddeleri beslenme sonucu azalır. Saksı değiştirmeyi gerektiren başka önemli neden de , bitkinin toprak üstü kısmı ile birlikte köklerinin de gelişmesi ve saksının zamanla yetersiz duruma gelmesidir. Saksı değiştirme sırasında genel bir kural, yeni saksının eskisine oranla bir boy daha büyük tutulmasıdır. Daha büyük saksı kullanılması hem gereksiz hem de sakıncalıdır. Çünkü, büyük saksılar fazla yer kaplarlar ; ayrıca , bitki köklerinin saksı toprağını tümüye kaplayacak biçimde gelişmesi uzun zaman alır. Bu konunun doğru uygulaması sanıldığından çok daha önemli sonuçlar vermektedir. Bu nedenle, iç mekan süs bitkileri yetiştiriciliğinde , özellikle son yıllarda olabildiğince küçük saksılar kullanılarak,saksı harçlarının sıvı gübrelerle desteklenmesi ilkesi yerleşmiş bulunmaktadır. Saksı değiştirme sırasında köklere ve bu arada tüm bitkiye toplu bir görünüş kazandırmak, bitkinin alt kısımlarında oluşabilecek çıplaklaşmaları önlemek amacı ile sürgün ve ana dallarda budama yapılabilir. Ancak bazı bitkilerin budamaya karşı duyarlı oldukları unutulmamalıdır. Kök budaması ise uçlarının canlılığını yitirdiği veya kök sisteminin aşırı geliştiği durumlarda söz konusudur. Böyle durumlarda kökler keskin bir bıçakla hafifçe budanır. Plastik saksılarla toprak saksılar arasındaki en önemli farlılık gözenekliliktir. Plastik saksılar gözeneksizdir. Toprak saksılar ise, yapım tekniklerine bağlı olarak değişik oranlarda gözenek içerirler. Bu da , arada bazı farklılıklar olmasına yol açar. Saksı değiştirme sırasında yapılacak işlemler şöyle sıralanabilir : · Saksısı değiştirilecek olan bitkinin toprağı hafifçe nemlendirilir. · Bitkinin kök boğazı sol elin yüzük parmağı ile orta parmağı arasına alınır. · Bu arada sol elin avuç içi saksı toprağını tutar ve saksı ters çevrilerek kenarı sert bir yere hafifçe vurulur. Böylece bitkinin kök yumağının saksı kenarından kolayca ayrılması sağlanmış olur. Sağ elle saksı kenarından kolayca ayrılması sağlamış olur. · Sağ elle saksı çıkarılır ve bu sırada toprağın dağılmamasına özen gösterilir. Daha önce belirtildiği şekilde kök ve gövde budaması yapılır. Bundan sonraki işlem yeni saksının dikim için hazırlanmasıdır. · Saksının dip kısmındaki akıtma deliği üzerine küçük bir saksı kırığı konur. Böylelikle sulama sırasında toprağa verilen suyun fazlası bu delikten dışarı akar. Saksı dibinde akıtma deliğinin bulunmaması veya bu deliğin kapanması durumunda kökler fazla sulama ile kısa zamanda çürürler. İyi drenaja gereksinimi olan bitkilerde ise, saksı dibinde önce saksı kırıkları veya küçük çakıllardan bir drenaj tabakası oluşturulur. · Yeni saksıya dikim sırasında bitki sol el ile saksı ortasına gelecek biçimde ve istenilen yükseklikte tutulur. Bitkinin eskisine oranla daha derin veya yüzeyse dikilmemesine dikkat edilmelidir. Ancak, bu kuralın tersine bazı bitkiler sürekli biraz daha derine dikilir. · Sağ elle kök yumağı ile saksı arasında kalan boşluğa yeni hazırlanan harç doldurulur ve boşluk kalmaması için harç çepeçevre parmakla bastırılır. Daha sonra saksı tabanı üzerinde birkaç kez masaya vurularak harcın iyice oturması sağlanır. · Saksı tümüyle toprakla doldurulmamalı sulama payı olarak saksı kenarı üst düzeyi ile toprak yüzeyi arasında 1.5 cm dolayında bir boşluk bırakılmalıdır. · İşlem bittikten sonra bitkilere önce toprak tümüyle nemli duruma gelinceye değin su verilir. Daha sonraları az su verilmeli , ama sık sık su püskürtülmelidir. Saksısı yeni değiştirilmiş bitkiler, ışık seven nitelikte olsalar bile, başlangıçta doğrudan güneş ışığı altında bırakılmamalı, yarı veya hafif gölge yerlerde bulundurulmalıdırlar. ![]() ![]() |
| | |
| | #8 (permalink) |
| NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE ![]() Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 4.168
Şubesi
Konular:
Tecrübe Puanı: 10 Rep Puanı: 11 Rep Derecesi: | Açelya ÇİÇEĞİ Açelya yada açalya (lat.azalea; yun.adzeleos,kuru’ dan). Değişik renklerdedir ve bol çiçekli olmasından dolayı çok beğenilen bir çiçek türüdür. Açalya (açelya) küçük orman gülü olarak da bilinir.(Bil.a. Rhododendron indicum; fundagiller familyası.) Akasya ÇİÇEĞİ Genellikle hep yeşil yapraklı ve dikenli ağaç yada ağaççık (Bil.a.acacia; baklagiller familyası). Başta Avustralya olmak üzere (300 tür) sıcak ılıman ve yarı tropikal bölgelerde kendiliğinden yetişen 600 türü içerir. İstanbul akasyası, batılıların gülibrişim (albizzia) adlı süs ağacına verdikleri addır. Savan akasyası; Parkinsonia aculeata nın yaygın adıdır. Yalancı akasya ise (Robinia pseudoacacia), salkım ağacının halk arasında bilenen bir adıdır. Çok değişik biçimleri bulunan akasyanın çiçekleri genellikle sarı, bazen beyaz yada kırmızı renkte, başak yada toparlak baş biçimindedir; erkek organlar çok sayıda ve çıkıntılıdır. Meyve baklamsıdır. Yapraklar, kimisinde tüysü bileşik, kimisinde, özellikle Avustralya’ da yetişen türlerin çoğunda yeşil lam halinde yaprak sapı biçimindedir; bu da onlarda terlemeyi önemli ölçüde azaltır. Acacia heterophylla türündeyse bu özelliklerin tümünün bir arada görülür. Birçok akasya türü (en başta A.decurrens, A.dealbat, A.baileyana, A.longifolia) bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilir. ‘Kadıhindi’ denen bir madde, Çin’ de ve Birmanya’ da A.catechu’ nun odununun suda kaynatılmasıyla hazırlanır. Kadıhindi deri sepelemesinde, kumaş boyamada ve tıpta kullanılır. Akasyanın bazı türleri ise, özellikle A.arabica ve A.senegal, hücre erimesiyle oluşan ve halk arasında ‘arap z¤¤¤ı’ adıyla anılan bir z¤¤¤ verir. Tanen bakımından zengin olan akasya kabukları dericilikte kullanılır. Akasyanın Afrika’ nın Sahel ve Sudan-Sahel bölgelerinde yetişen bazı türlerinin (A.albida ve A.seyal) yaprakları ve badıçları geviş getiren hayvanlarca yenir. İki akasya türünde (A.sphaerocephala ve A.fistula) karınca toplulukları barınır. Amber Çiçeği ÇİÇEĞİ Halk hekimliğinde ağaçhatmiye (Hibiscus abelmoschus) verilen addır. Tohumları misk kokulu uçucu bir yağ taşır; dekoksiyon halinde iştah açıcı ve yatıştırıcı olarak kullanılır. Aslanağzı ÇİÇEĞİ Aslanağzı, yüksükotugiller (Scrophulariaceae) familyasının, Antirrhinum cinsinden 40 kadar otsu bitki türüne verilen ortak addaki bir çiçek türüdür. Anayurdu Kuzey Amerika’nın ve Akdeniz bölgesinin batısıdır. Çiçekler boru biçiminde ve iki yanlı bakışımlıdır. Kapalı duran, dudak biçimli geniş bir ağzı vardır. Bu ağız pek çok böceğin içeri girmesini engellemekle birlikte, tozlaşmayı sağlayan güçlü arılar tarafından zorla açılabilir. Aslanağzı türleri sevilen bahçe bitkileridir. Süs bitkisi olarak yetiştirilen pek çok türü vardır. Atatürk Çiçeği ÇİÇEĞİ Atatürk çiçeği (Euphorbia pulcherrima), noel yıldızı ve ponsetya olarak ta bilinmektedir. Sütleğengiller (euphorbiaceae) familyasındandır ve kışın çiçeklenen bir süs bitkisidir. Ana yurdu Meksika ve Orta Amerika’dır; nemli, yağmurlu dere yataklarında ve kayalık yamaçlarda yetişir. Batı dillerindeki ponsetya adını bitkiyi 19.yüzyılda Meksika’ dan ABD’ ye götüren ve yaygınlaştıran ABD’ li devlet adamı Joel R. Poinsett’ den, Türkiye’ deki adını ise süs bitkisi olarak yetiştirilmesine ve tanınmasına ön ayak olan Atatürk’ ten alır. Ilıman iklimlerde açık havada yetişebilen ve 5 m yüksekliğe ulaşabilen çalı özelliğindeki bu bitki, soğuk iklimlerde saksıda yetiştirilir ve boyu genellikle 1 m’ yi aşmaz. Ortada küme oluşturan küçük sarı çiçekleri, taçyaprağa benzeyen, genellikle kırmızı renkli bürgülerle (yaprak benzeri yapılar) çevrilidir. Gövde ve yapraklardan sızan sütümsü özsu bazı duyarlı insanlarda ve hayvanlarda deriyi kabartıp tahriş edebilir; ama bu özsuyun öldürecek kadar zehirli olduğu yolundaki inanış yalnızca bir abartmadır. Atatürk çiçeğinin pembe, beyaz, benekli ve çizgili bürgüleri olan pek çok kültür çeşidi vardır; ama en beğenileni, dayanıklı bir süs bitkisi olan kırmızı Atatürk çiçeğidir. Ateş Dikeni ÇİÇEĞİ Ateş dikeni gülgiller (rosaceae) familyasının Pyracantha cinsinden, genellikle dikenli ve yaprak dökmeyen çalılara verilen ortak addır. Anayurdu Avrupa’ nın güneydoğusu ve Asya’ dır. Ateş dikenleri gösterişli meyveleri nedeniyle süs bitkisi olarak yetiştirilir, ayrıca çit olarak da kullanılır. Kısa yaprak sapları üstünde küçük, oval yaprakları, küçük ve beyaz çiçeklerin oluşturduğu salkımları ve kış ortalarına değin dalında kalan, turuncu ile kırmızı arasında değişen renklerde meyveleri vardır. Avrupa’ da yetişen ve boyu 4,5 m’ ye ulaşabilen Pyracantha coccinea’ nın süs bitkisi olarak değerlendirilen bir çok çeşidi geliştirilmiştir. Çin’ de yetişen P.atalantioides ile P.fortuneana da hemen hemen aynı boydadır ve her ikisinin de kırmızı meyveleri salkımlar halinde öbeklenmiştir. Anayurdu Tayvan olan P.koidzumii’ nin sık dalları, kırmızı mor sürgünleri ve turuncu-kırmızı renkli meyveleri vardır. Himalayalar’ da yetişen P.crenulata, 6 m’ ye ulaşan boyuyla küçük bir ağaçtır. Bambu ÇİÇEĞİ Bambular iki yüzden fazla türe ayrılır. Bazı bilim adamları bunu beş yüze kadar çıkarırlar. Bambulardan çoğu Asya’ da, büyük bir kısmı ise Amerika’ da, bazıları Afrika’da, deniz yüzeyinde 3.000 m ( Himalaya ), hatta 5.000 m ( Andlar ) yüksekliğe kadar yetişir. Bambunun, içi boş ve düğüm düğüm bölmeli bir gövdesi, düğümlere bağlı sürekli yada süreksiz bir yaprak kını ve başaklardan oluşan az çok dallı salkım biçiminde çiçekleri vardır. En büyük bambu türü ( Cava’ da yetişen Gigantocloa maxima ) 45 m boy yapar. Hemen hemen bütün bambular, Güney Avrupa iklimine uyum gösterir. Bugün bambular tropikal kuşakta yer alan ülkelerin hemen hepsinde yetiştirilmektedir. Çin kçkenli olan saz bambu, Cezayir’ de yetiştirilir. Bambular kök parçalarıyla yetiştirilip çoğaltılır. Bambuların hafif fakat esnek ve dayanıklı olan gövdeleri ( sapları ), gemi direği ve yapı gereci olarak kullanılır. ( Çin ve Japonya’ da bazı köylerde evlerin tümü bambu odunuyla yapılmıştır.) bambu gövdeleri enine kesilerek, bunlardan vazolar, kutular, trampetler yapılır. Körpe filizleri sebze olarak yenilir. Bazı bambu türleri çok nitelikli kağıt hamuru verebilir. XVII. yy.’ da, Avrupa’ ya ithal edilen bambu gövdelerinden az çok işlenerek evlerde, teraslarda ve bahçelerde kullanılabilen hafif mobilyalar yapıldı. Türkiye’ de XIX: yy.’ ın ikinci yarısında, saray bahçelerinde yetiştirilmeye başlayan bambulardan bir grup bugün Beylerbeyi Sarayı’ nın bahçesindedir. Akdeniz ve Ege Bölgelerinde de bambu yetiştirilebilir. Begonya ÇİÇEĞİ Beş cinsi içeren begonyagiller familyasının en önemli cinsi ( 600 tür ) olan begonya, Güney Amerika ve Güney Asya’ nın tropikal bölgelerinde kendiliğinden yetişir. Begonyalar bakışımsız yapraklı bireşeyli çiçekli küçük çalılar yada etli otsu bitkilerdir. Bahçecilikte üç tip begonya vardır: İpliksi köklü ve küçük çiçekli begonyalar ( Birezilya kökenli begonia semperflorens bunlardan biridir va Avrupa’ ya XIX. yy.da girmiştir.); Avrupa’ yad ha geç girmiş olan ve çok büyük çiçekli çok güzel bir çok melez begonya çeşitlerinin türetilmesine yarayan yumru köklü begonyalar : son olarak hem Asya hem Amerika kökenli, rengarenk süslü büyük yapraklı, kök saplı begonyalar. Ülkemizde, her üç begonya da, bahçelerde yetiştirilir ve salonlarda süs bitkisi olarak kullanılır. Bonsai ÇİÇEĞİ Bonsai çiçeği bonsay olarak da bilinir. Anlamı Japonca da ‘ bon’ saksı ‘ sai ’ ağaç kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Köklerinin kısaltılması, dal ve sürgünlerinin bağlanması ve biçimlendirilmesi sureti ile saksıda yetiştirilen bodur ağaç çeşididir. Bonsai çiçeği Japonya da ‘ saikei’ denilen yayla peyzajı sanatının doğmasına neden olmuştur. Fesleğen ÇİÇEĞİ Ballıbabagillerden, saksı da yetiştirilen güzel kokulu bir ottur. İlmi adı Ocimum’dur. Cüce fesleğen, kırlarda yetişen pembe, kırmızı veya eflatun çiçekli, kokulu bir bitkidir. Fesleğen yeşil yapraklı kokulu bir bitkidir. Yaprakları kekik gibi bahar ve koku verici olarak kullanılır. Kokusundan dolayı haşereler fazla yaklaşamaz. Yapraklarına dokunulduğunda koku verir. Yara iyileştirici ve sinir yatıştırıcı suların bileşimine girer. Fulya Çiçeği ÇİÇEĞİ Fulya çiçeğinin yaprakları hasır sazının yapraklarını andıran bazı nergis türlerine benzeyen özelliktedir. Fulya çiçekleri iki türe ayrılır. Narcissus jonquilla denilen tür küçük fulya türüdür. Narcissus odorus ve narcissus pseudonarcissus ise büyük fulya türüdür. Fulya çiçekleri ilk baharda çok gelişmiş, oldukça büyük sarı çiçekleri ile kırları süsler, bahçelerde de süs bitkisi olarak yetiştirilir. Gardenya ÇİÇEĞİ Gardenya çiçeği ismini İskoçyalı botanikçi Garden’ in adından almıştır. Eski dünyanın tropikal ve yarı tropikal bölgelerinde yetişen ve kokulu beyaz çiçekler açan ağaç türündendir. Gardenia ( gardenya ) jasminoides çok gösterişli bir bitkidir. Gardenyanın 60 kadar türü vardır. Bu türler kök boyasıgiller familyasından oluşur. Gecesefası ÇİÇEĞİ Gecesefası (Mirabilis Jalapa) akşamsefası olarak da bilinir. Gecesefasıgiller familyasından çok yıllık otsu bir süs bitkisidir. Amerika’nın tropik bölgelerinden dünyanın birçok yerine dağılmış olan gecesefası çabuk gelişen ve 1 m’ye kadar boylanabilen bir bitkidir. Kısa saplı oval yaprakları, eklem yerleri şişkin bir özellik gösteren gövdeleri, beyaz, sarı, pembe ve kırmızı renklerdedir. Bazen de çizgili yada benekli çiçekleri vardır. Gecesefası çiçeğinin en önemli özelliği çiçeklerinin günbatımıyla açılıp, sabahları kapanmasıdır. Bu nedenle çiçeğe gecesefası yada akşamsefası denmiştir. Gecesefası kalıtım deneylerinde kullanılan önemli bir bitkidir. Gelincik ÇİÇEĞİ Gelincik çiçeği 20-90 cm yükseklikte, bir veya iki yıllık otsu bir bitkidir. Yaprakları parçalı, çiçekleri kırmızı, taç yapraklarının dip kısmı siyah lekeli yada lekesizdir. Gelincik çiçeklerinin meyvesi tüysüz ve fıçı biçiminde, çok tohumlu bir kapsüldür. Anadolu da oldukça yaygın olan gelincik, genellikle yol kenarlarında ve ekin tarlalarında bol miktarda yetişmektedir. Türkiye de 16 kadar papaver türü yetişir ve bu türlerin hepsinin çiçekleri halk arasında gelincik çiçeği olarak adlandırılır. Gelinciğin çiçeği yatıştırıcı, öksürük kesici, göğüs yumuşatıcı ve hafif uyutucu etkilere sahiptir. Ayrıca kurutulmuş gelincik meyvesi toz haline getirildikten sonra balla karıştırılıp öksürük kesici olarak kullanılır. ![]() Gerbera ÇİÇEĞİ Gerbera çiçeği Asya ve Afrika’ nın sıcak bölgelerinde yetişen uzun ömürlü otsu bir bitkidir. Gerbera çiçekleri kömeci yıldız biçimdedir ve yapraksız bir çiçek sapı üzerinde bulunur. Kök dibinden çıkan yaprakların kenarları dişli ve üzeri tüylüdür. Gerberanın çeşitli melezleri özellikle kesme çiçek elde etmek amacı ile bahçelerde yetiştirilir. Gerbera çiçekleri bileşikgiller familyasındandır. Glayöl ÇİÇEĞİ Glayör çiçeği yassı soğanlı, kılıç gibi yassı ve sivri yapraklı, güzel çiçekli, çok uzun ömürlü otsu bitki çeşitlerindendir. Yukarı kısmında çiçeklerinin yer aldığı sapının yüksekliği 1.50 m civarındadır. Çiçekler, sapın üstünde bir yanda dizili öbekler halinde bulunur, huni yada boru biçiminde olan çiçek çevresi bakışımlıdır. Glayör çiçeklerinin meyvesi üç bölmeli bir kapsüldür. Glayör çiçekleri süsengiller familyasındandır. Glayörün bazı türleri Gladiolus communis, gladiolus segetum, gladiolus italicumdur. Avrupa ve Türkiye de bahçelerde yetiştirilen ve genellikle çiçekçilerde satılan büyük çiçekli glayöller Afrika nın yarı tropikal yörelerinde yetişen türlerin özellikle papağan glayölünün melezleştirilmesiyle XIX. yy.da elde edilmeye başlanmıştır. ![]() Gloksinya ÇİÇEĞİ Gloksinya (gloxinia), Gesneriaceae familyasından 20 kadar otsu bitki türünden oluşan bir tür saksı bitkisidir. En çok tanınmış türü olan Gloksinya Speciosa’dır. Anayurdu Brezilya olan gloksinyaların genellikle mor, kırmızı yada eflatun renkli kadifemsi çan biçiminde çiçekleri vardır. Yapraklarının toprağa değdiği yerden yeni bitkiler verirler. Çelikleme yöntemiyle de çoğalırlar. Sıcak yerlerden hoşlanırlar, bakımı özen isteyen bir çiçek türüdür. Gül ÇİÇEĞİ Gül sarılgan, dik yada sürüngen saplı, genellikle tüylü yada dikenli bir ağaççıktır. Yapraklar almaşık dizilidir; bazı türlerinde kışın dökülmez. Çiçekleri dalların ucunda tek başına yada demetler halinde bulur ve beşli tiptedir. Meyve yapraklar kavanoz biçiminde etli bir çiçeklik oluşturur. Kuzey yarıkürenin ılıman ve yarı tropikal yörelerinde 100 kadar gül türü bulunmaktadır. Türkiye’ de 25 kadar yabani gül türü vardır. Bunların en önemlisi kuşburnu denilen yaban gülüdür (Rose canina ). Bahçe çeşitleri bundan türeyip önceleri Avrupa ve Anadolu’ da kendi kendine yetişen türlerden ( Isparta gülü, Frenk gülü, misk gülü ) ve son 150 yıldır Uzakdoğu melezlerinden ( tırmanıcı melez güller, çay melezleri, çok çiçekli güller, polyanta ve pernetiana melezleri ) elde edilmiştir. Türkiye’ de süs bitkisi olarak başlıca şu gül türleri ve melezleri yetiştirilmektedir: Beyaz gül (R.alba), Isparta gülü yada yağ gülü (R.damascena), Frenk gülü (R.gallica), misk gülü (R.maschata), sadberk gülü (R.centifolia), R.banksiana, R.wichurajana, vb. Bahçe gülleri görünüşlerine ve boylarına göre bodur güller, baston güller, çardak güller, ponpon çardak güller, polyanta güller gibi çeşitler ayrılır ve genellikle o çeşidi yaratan kişinin yada o çeşidin adandığı kişinin adıyla anılır. Türkiye’de ekonomik anlamda gül yetiştiriciliği XIX. yy. sonlarına doğru başlamıştı.Bu dönemde, Bulgaristan göçmenlerinin getirdiği yağ gülleri fidanları ile Isparta’da gül bahçeleri kurulmuş, bölgenin toprak yapısı ve iklim koşullarını gül tarımına elverişli olması da gülcülüğün bölgede kısa sürede yayılmasını sağlamıştır. 1910’lu yıllarda, Bulgaristan’da gül üretiminde görülen gerileme Isparta’da üretilen gül yağı ve gül suyu ürünlerinin Avrupa pazarlarına girmesini kolaylaştırmıştır. Ancak, Balkan savaşı, Birinci Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı gibi art arda çıkan savaşlar nedeniyle dışsatım olanakları tümüyle ortadan kalkınca, Türkiye’de gül tarımı da önemli ölçüde gerilemiştir. Cumhuriyet döneminde, Isparta’da gül bahçeleri yeniden kurularak gül tarımı canlandırılmıştır. Türkiye’de gül bahçelerinin %90’ı Isparta’da, %10’a yakını Afyonkarahisar’da, çok küçük bir bölümü de Aydın’da bulunmaktadır. Gül türlerinden birçoğunun çiçek ve meyvelerinin tedavi edici etkileri vardır. Okka gülünden (Rosa centifolia) anes¤¤¤ik etkisi nedeniyle kolir olarak kullanılan damıtık gül suyu hazırlanmasında yararlanılır. Kurutulmuş taç yaprakları, laksatif özelliklerinden dolay, kompoze saparna şurubunun bileşimine girer. Kırmızı gül yada kırmızı Frenk gülünün (R.gallica)taç yaprakları, içerdikleri tanen miktarı nedeniyle peklik verici ve toniktir. Isparta gülü (R.damascena) ile misk gülünün (R.moschata) taçyaprakları, petrol eterinin sıcakta etkisiyle elde edilen ve ‘konkret’ olarak da adlandırılan bir esans verilir. Bu esans gül serasının bileşimine girer. Yabani gülün (R.canina) meyvesi (kuşburnu) C vitamini bakımından zengin olup peklik verici ve askarislere karşı kurt düşürücü olarak kullanılır. ![]() Kaktüs ÇİÇEĞİ Kaktüs ve frenkinciri gibi dikenli ve etli bitkiler kaktüsgiller familyasındandır. Kimi botanikçilere göre 20, kimilerine göre 100 kadar cinsi bulunmaktadır. Sıcak ve tropikal bölgelerde özellikle Amerika da yetişir. Kaktüslerin bir çok türü meraklı ve usta bahçıvanlarca yetiştirilir. Minyatür iç bahçelerde yada geniş alanlarda büyük bitki halinde kullanılır. Kaktüs bitkisinin bazı türlerinin geceleyin çiçek açması çok ilginçtir. Kaktüslerin çoğunluğu kuraklığa uyarlamış çöl bitkileridir. Kaktüslerde fotosen¤¤¤, gündüzleri suyun buharlaşmasını engelleyen özgül bir biçimde gerçekleşir. Yeşil, yalın yada dallı olan saplar özgün biçimler alır : silindirimsi, yumurtamsı, boylamasına az yada çok tümsek kaburgalı, yassı parçalar halinde eklemli, kurdelemsi olur. Çok kalın bir kütiküla ile kaplı olan kaktüsler helmece zengin parankima dokularında önemli ölçüde su biriktirir. Çoğunlukla yaprak yoktur, ama bu türlerin çoğunda, bir yastık üzerinde topluca bir arada yada sapların açı yaptıkları yerlerde sıra halinde, yıldız biçiminde dizili çok sayıda diken vardır. Kaktüsün bazı cinsleri bolca uzun beyaz tüylerle kaplıdır; bu durum onlara kül rengi bir görünüm verir. Ormanlarda yetişen öteki kaktüs türleri epifit sarmaşık görünümünü alır. Pereskia gibi bazı kaktüsler ise düpedüz yassı yapraklı, normal görünüşlü ağaçlar halindedir. Genellikle çok çabuk dökülen çiçekler sapsız, tek başına, büyük, erdişi ve düzenlidir. Bunların alt kısımları birbiriyle kaynaşarak boru biçimin almış taç yarağımsı bir çok parçadan oluşur. Yumurtalık alt durumludur ve en çok üç meyve yapraktan oluşur. Meyve üzümsüdür; içinde bir öze gömülü (frenkinciri) pek çok çekirdek bulunur. Frenkinciri yeni girdiği Akdeniz havzasında oldukça yaygındır. Kalanchoe ÇİÇEĞİ Kalanchoe karşıt yapraklı, talkım halinde sarı yada kırmızı çiçekli çok tohum içeren kapsül meyveli otsu yada çalımsı bir bitkidir. Çiçek tacı borumsu biçimde ve taç yaprakları dörtlü yada beşli tiptedir. Kalanchoe çiçeği Güney Afrika ve Madagaskar kökenlidir. Kalanchoe d¤¤¤oruğugiller familyasındandır. Kamelya ÇİÇEĞİ Kamelya Asya kökenli, sert ve hep yeşil yapraklı ağaççık yada çalı türünde bir bitkinin çiçeğidir. Kamelyanın iri beyaz çiçekleri vardır. Pembe, kırmızı çiçekli olan kamelyalarda vardır. Kamelyanın çiçekleri burgu yapraklarının çanakyaprağı, çanakyapraklarının taçyaprağa dönüşmesiyle katmerlenir. Dayanıklı olmakla birlikte kardan korunması gereken bu bitkiler asit topraktan hoşlanır. Kamelyalar bol su isteyen bitkilerdendir. En fazla 1, 1.5 metreye kadar uzarlar. Kimi yabani türlerden özellikle C.japonica dan bir çok çeşidi ve kültivarı elde edilmiştir. C.chinensis, thea sinensisle eş anlamlıdır ve kurutulan yapraklarından çay elde edilir. Melez kamelya ve asil kamelya an çok bilinen türleridir. Kana Çiçeği ÇİÇEĞİ Kana çiçeği Amerika ve Asya’ nın sıcak bölgelerinde yetişen kök saplı otsu bir bitkidir ve pek çok çeşidi vardır. Küçük çiçekliler ve orkide çiçekliler (İtalyan kana çiçeği) diye başlıca iki gruba ayrılır. İlmi adı Cana’ dır. Scit.....les takımından kana çiçeğigiller familyasının örnek tipidir. Karanfil ÇİÇEĞİ Karanfiller (bahçe karafilleri) karşılıklı, ensiz, sivri yapraklı, düğüm düğüm ince saplı otsu bitkilerdir. Dalcıkların ucunda tek tek yada topluca bulunan çiçekleri beyaz, pembe yada kırmızı renklidir. Her çiçek bir çanakçık oluşturan dört burgu yaprakçığıyla belirgindir. Bahçe karanfili en ünlüsüdür. Bu karanfilin katmerli, yarı katmerli, alacalı ve hoş kokulu pek çok çeşidi vardır. Çok yıllık bir bitki olan bu karanfil türü kesme çiçek elde etmek için özellikle seralarda yetiştirilir ve çelikle üremesi sağlanır. Bahçe çeşitleri genellikle fideyle çoğaltılır ve iki yıllık yada çok yıllık bitkiler gibi yetiştirilir. Kır karanfili (dianthus plumarius) çim gibi sık biten, çok zarif küçük çiçekli ve ince saçaklı taç yapraklıdır. İki yıllık yada yıllık olan Çin karanfili (diantus sinensis) çok değişik çiçekli bir bitkidir. İki yıllık yada çok yıllık bir karanfil türü olan kıllı karanfil yada hüsnü Yusuf olarak da bilinen (diantus barbatus) sap ucunda şemsiye biçimde toplu küçük çiçekler açan bir türdür. Karanfil çiçekleri balgam söktürücü ve öksürük kesici olarak infusyon yada şurup halinde kullanılır. Karanfiller çoğunlukla kuzey yarı kürenin ılıman bölgelerinde, özellikle Akdeniz havzasında yetişen bitkilerdir. 80 kadar cinsi 2000 den fazla türü vardır. Kardelen ÇİÇEĞİ Kardelen çiçeği kuzey ve Doğu Anadolu’ da yetişen ve ilkbaharda beyaz renkli sarkık çan biçimde çiçekler açan soğanlı bir bitki türüdür. Kardelenin Anadolu’ da bir kaç türü yetişir bunlardan bazıları galanthus nivalis, glanthus elwesii, galantus latifolius’dur. Bu bitkinin otsu kısmı kalp kuvvetlendirici, midevi ve adet söktürücü etki gösterir. Yumrusundan yapılan lapa çıbanları olgunlaştırmaya yarar. Yumrularından elde edilen galantamin son yıllarda kas uyarıcı olarak özellikle çocuk felci hastalığında kullanılmaya başlamıştır. Kardelen soğanı süs bitkisi olarak yurtdışına satılmaktadır ve Türkiye’nin ihraç ettiği çiçek soğanlarının başında gelir. Kasımpatı Krizantem ÇİÇEĞİ Kasımpatı iri katmerli çiçekleri olan bir süs bitkisidir. Kasımpatı çiçeğine “Krizantem” de denir. Son bahardan kışa kadar çiçek açar. Çiçekleri türlü renklerde olur, büyüklükleri görünüşleri de cinsine göre değişir. Küçük kasımpatı çiçekleri çok güzel birer düğmeye benzer. Büyüklükleri toparlak görünüşlü çok gösterişlidir. Bileşikgillerden olan kasımpatı çelikten yetiştirilebilir. Bunun için nisanda alınacak çelikler önce saksıya dikilir, kök salmaya başladıktan sonra iyi gübrelenmiş kumlu bir toprağa aktarılır. Kasımpatı çiçeği sık sık su ister. Bitki büyüdükçe yeni sürgünlerin ucu koparılmalıdır. Bu bitkinin daha gür büyümesini, dal budak salmasını sağlar. Küpe Çiçeği ÇİÇEĞİ Küpe gibi sarkık çiçekleri olan bir süs bitkisidir. Nemli, gölgelik yerlerde yetişir. Anayurdu Meksika’nın yüksek dağları, Güney Amerika ile Yeni Zelanda adasıdır. Çoğu küpe çiçeği kırmızı, pembe, mor ve beyaz çiçek açar. Avrupalılar küpe çiçeğini ilk olarak Güney Amerika İspanyol sömürgesi Yeni Grenada’da görmüşler, önce İngiltere’ye sonra da 1830’a doğru Fransa‘ya getirmişlerdir. Çiçek kısa zamanda yayılmış parklarda, bahçelerde, evlerde yetiştirilmeye başlanmıştır. Küpe çiçeği gölgelik ve rüzgarsız yerleri sever, çiçekleri uzunca bir zaman dökülmeden kalır. 50 kadar çeşidi vardır. Küpeçiçeğigiller familyasındandır. Lale ÇİÇEĞİ Lale türlü renklerde güzel çiçekler veren bir süs bitkisidir. Anavatanı Batı Asya olan lale, ilk olarak Türkiye’de süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Bu arada bir hayli geliştirilmiştir. Çiçek ilk defa XVI. yy’da yurdumuzdan Avrupa’ya götürülmüştür. Lale çiçeğinin adı da Avrupa dillerinde, biçimi sarığı andırdığı için ‘tülbent’ sözünden geçmiş laleye ‘tulibe’ denilmiştir. Yurdumuzda en çok XVII. yy’da lale yetiştirme işine büyük önem verilmiştir. En güzel laleler İstanbul Saraylarının başlıca süsü haline gelmiştir. O zaman çiçek meraklılarının en büyük gayesi görülmemiş renklerde yeni laleler yetiştirmekti. Her lale cinsinin bir adı olup bugüne kadar gelen kaynaklara göre 500’den çok lale çeşidine ad verilmiştir. Lalenin böylesine geniş bir yayılış alanı bulması süsleme sanatlarında, mimarlıkta motif olarak kullanılmasını da sağlamıştır. Çeşme, camii ve türbelerde birçok lale motifleri kullanılmaktadır. Birçok süsleme eserlerinde lale motifleri işlenmiştir. Lale zambakgillerdendir. Yaprakları uzun mızraksıdır. Sapının üstünde bir tek çiçek bulunur. Çiçekler çok çeşitli renklerde olduğu gibi alacalı da olabilir. Lale soğandan yetişir, ilkbaharda çiçek açar. Lale soğanları sonbaharda dikilmelidir. Toprak oldukça kumlu gübreli olmalıdır. Ancak usta çiçekçiler tohumdan lale yetiştirebilir. Tohumdan çıkan bitkiler 3-6 yıl arası çiçek vermezler. Sonbaharda dikilen lale soğanlarından yeni bitki çıktıktan sonra soğanlar çürür yerine yeni soğanlar meydana gelir. Kışın lale soğanları soğuktan kaçarak toprağın derinliklerine çekilirler. Her soğandan bir tek lale çıkar. Laleler katmerli yada yalın kat olur. Çiçek gündüzün güneş ışığının etkisiyle iyice açılır, akşamları yeniden toparlanır. Lavanta ÇİÇEĞİ Lavanta kokulu bir süs bitkisidir. Akdeniz ülkelerinde yabani olarak yetişir. Boyunun uzunluğu 1 m civarındadır. Ballıbabagiller familyasındandır. Çiçekleri mavi ya da mor olur. Çok güzel kokulu olan bu çiçeklerin esansından lavanta kokusu yapılır. Lavanta adı Latince yıkamak anl..... gelen ‘lavo’ sözünden gelmiştir. Eski Romalılar banyo sularına lavanta bitkisinin yapraklarını, çiçeklerini koydukları için bitki bu ad ile anılmıştır. Kurutulmuş lavanta çiçekleri bir torba içinde çamaşırların arasına konur. Böylece güzel kokularının çamaşırlara sinmesi de sağlanabilir. Leylak ÇİÇEĞİ Leylak Dünya’nın birçok yerinde yetişen bir süs bitkisidir. Zeytingiller familyasındandır. Çiçekleri salkım biçimdedir. Bu güzel kokulu çiçekler mor, beyaz, maviye çalan pembe renklerde olur. Ağacın boyu 6 m bulabilir. Leylak az bir bakımla hemen her yerde yetişebilir. Ana yurdu Doğu Avrupa ve Asya’dır. Avrupa’dan Kuzey Amerika’ya geçmiştir. Leylak ağacı tohumdan yetiştirildiği gibi daldırma ile de yetiştirilebilir. Leylak ilk baharda çiçek açar. Serada yetiştirilirse kışında çiçek alınabilir. Bazı çeşitlerinin çiçekleri katmerlidir. “Âdi leylak ağacı” ve “Doğu leylak ağacı” olmak üzere başlıca iki çeşidi vardır. Lilyum ÇİÇEĞİ Lilyum zambakgiller familyasındandır. Soğanlı bir bitkidir. Zambakgiller familyasında genellikle kırmızı, sarı gibi renklere rastlanırken lilyum beyaz renkli bir çiçektir. Bununla birlikte güzelliğin değişmez bir özellik olduğu zambakgiller ailesinde çiçekleri en çok tanınan bazı armalarda amblem olarak kullanılan ve saflığın simgesi olan lilyuma beyaz zambakta denmektedir. Günümüzde çoğunlukla yetiştirilip üretimi yapılan ve lilyum regale olarak adlandırılan bir başka lilyum çeşidi de Asya kökenlidir. Lilyum regalenin çiçeği daha uzun ömürlüdür ve mavimsi beyaz renklidir. Manolya ÇİÇEĞİ Limon çiçeği kokusunda iri beyaz çiçekli bir süs ağacıdır. İri parlak yeşil yaprakları vardır. Kuzey Amerika’ nın güneydoğu bölgeleriyle Güney Asya’ da tabi olarak yetişir. Çok makbul bir süs ağacı olduğundan parklarda bahçelerde yetiştirilir. Bir çok çeşitleri vardır. Kışın yapraklarını dökmeyen Amerika’ da yetişen bir manolya cinsinin yüksekliği 30 m ye erişir. Bizdeki manolyaların boyu ortalama 5 m kadardır. Bazı çeşitleri erguvana yada kırmızıya yakın renkte çiçekler açar. Manolya nazik bir bitkidir. Çiçeği koklanınca sararır. Fidanı da ilk yıllarda oldukça büyük bir özen ister. Büyük saksılarda yetiştirilen fidanlar sonradan kökleri zedelenmeden toprağı ile birlikte başka yere dikilir. Manolyalar 6-9 yıllıkken çiçek vermeye başlar. Kökleri yayvan toprağın yüzüne yakın olduğu için bellerken zedelememeye dikkat edilmelidir. Dökülen yaprakları dibindeki toprağa karışıp çürürse ağaç için iyi bir gübre olur. Manolyagiller bitkiler aleminin ayrı taç yapraklı ikiçeneklilerinin bir bitki familyasıdır. Manolya yıldız, anason gibi bitkiler bu familyadandır. Menekşe ÇİÇEĞİ Kırlık yerlerde kendiliğinden biten ayrıca bahçelerde yetiştirilen otsu bir bitkidir. Gayet hoş kokan mor çiçekler açar. Bundan dolayı aynı zamanda ‘hercai (alaca) menekşe’ den ayırt etmek için mor menekşe ‘kır menekşesi’ denir. Yürek biçimi, şeker külahlı gibi kıvrık yaprakları vardır. Uzun bitkiler arasında yaşarsa sapı bitkinin güneş görebilmesi için uzun olur. Menekşenin sapından uzun dallar çıkar. Bu dallar toprağa sürünerek uzarlar. Toprağa dokunan boğum yerlerinden küçük kökler salıverirler. Böylece uzun zaman ana bitkiden ilgilerini kesmeyen yeni yeni bir çok bitkiler meydana gelmiş olur. Hercai menekşe menekşegillerin başka bir çeşididir. Kız menekşesinden daha iridir. Taç yaprakları renk renktir. Bundan dolayı ‘alaca menekşe’ de denir. Kırlarda tarlalarda hercai menekşenin bir çok yabani çeşitleri yetişmektedir. Bahçelerde yetişen hercai çeşitleri bunlarda türetilmektedir. Menekşegiller bitkiler aleminde ikiçeneklilerin bir familyasıdır. Bu familyada kır menekşesi ‘yabani menekşe’ hercai menekşe, tüylü menekşe gibi menekşe çeşitleri altın kökü gibi bitkiler bulunur. Mum Çiçeği ÇİÇEĞİ Asclepiadaceae olarak ta bilinen mum çiçeği ipekotugillerdendir ve 280 den fazla cinsi ve 2000 kadar tropik, otsu yada çalımsı tırmanıcı bitki türünü içeren bir familyadır. Bu familyadaki bitkilerden çoğunun sütümsü bir özsuyu, bileşik beş taçyaprağı, badıç biçiminde meyveleri ve genellikle tüylü tohumları vardır. Kılıfların içinde saklanan bu ipek tüylü tohumlar, rüzgarın etkisiyle kılıflarından çıkar ve uzaklara taşınır. Her çiçeğin erkek ve dişi bölümleri tek bir yapı içinde birleşmiştir. Çiçek tozları (polenler), dişi organın tepeciğindeki dokulardan oluşan bir çubukla çiftler halinde bağlanan ve polinyum adı verilen demetlerde toplanmıştır. Polinyumun parçaları çiçeğe gelen böceklerin üzerine yapışır ve buradan başka çiçeklere taşınır. Bazı türlerde üretkenlik düşüktür ve çok çiçekli bitkiler genellikle az sayıda meyve verir. Asclepias syriaca ve A.curassavica türleri süs bitkisi olarak yetiştirilir. Kuzey Amerika’ da yetişen A.tuburosa’ nın parlak turuncu çiçekleri vardır. Mumsu, beyaz çiçekleri nedeniyle mum çiçeği adı verilen Hoya carnosa çoğunlukla saksı çiçeği olarak evlerde yetiştirilir. Bu familyanın Hoodia ve leşçiçeği (stapelia) gibi etli bitkileri, tozlaşmayı sağlayacak olan sinekleri çeken pis bir koku yayar. Asya kökenli tırmanıcı bir bitki olan Dischidia rafflesiana’ nın yağmur suyunu depolayan, ibrik biçiminde yaprakları vardır; suyu, ibriğin içine uzanan kökleriyle emer. Karıncalar bazen bu ibriklerin dibini delerek kuruttuktan sonra, bitkisel artıklarla doldurup yavrularını büyütmek için yuva olarak kullanırlar. Nergis Çiçeği Nergiz ÇİÇEĞİ Alımlı ve hoş kokulu çiçekleri nedeniyle birçok ülkede süs bitkisi olarak yetiştirilen nergislerin, başta Avrupa olmak üzere, kuzey ılıman kuşakta kendiliğinden yetişen 40 kadar türü vardır. Nergisgiller familyasının Narcissus cinsini oluşturan bu bitkilerin adı Yunan mitolojisindeki Narkissos’un adından gelir. Mitolojiye göre sudaki görüntüsüne aşık olup ona kavuşmak için ölümü seçen güzeller güzeli Narkissos’un öldüğü yerden nergisler bitmiştir. Nergis soğanı zehirli bir süs bitkisidir. Çok eski zamandan beri süs için yetiştirilen ve baharda ilk çiçek açan bitkiler arasındadır. Çiçeği çıplak bir sapın üzerinde biraz eğik durur. Nergslerin rüzgarlı havalarda nazlı nazlı sallanan eğri boyunlu çiçekleri hafifçe yassılaşmıştır. Çiçekler içi boş ve uzun bir sapın ucunda tek tek yada çoğunlukla ikiden başlayarak altı taneye kadar bir arada açar. Her bir çiçek ortadaki çanak yada boru biçimli yapıyı çevreleyen altı taçyapraktan oluşur. Nergisin birçok türü ve melezleri vardır. Yabani nergis veya çayır nergisi ormanlarda pek çoktur. Toprağın hemen yüzeyinden çıkarak bir arada öbekler oluşturan ince uzun, sivri uçlu ve yassı yaprakları vardır. Ortalama 50 cm boyundaki bu yaprakların bazı türlerde 1 metreye kadar uzadığı da olur. Nergis çiçekleri arıların yardımıyla tozlaşır. Bahçecilikte nergisler soğandan üretilerek çoğaltılır. Bir nergis soğanı bitki solduktan sonra sökülmeyip toprakta bırakılacak olursa gelecek yıl yeniden çiçek ve yaprak verir. Bugün kesme çiçek yada bahçe çiçeği olarak yetiştirilen nergislerin melezleme yoluyla üretilmiş 1000’den fazla çeşidi vardır. Nilüfer Çiçeği ÇİÇEĞİ İkiçenekli bitkilerin çok meyveyapraklılar grubu olan nilüfergiller ailesi su bitkisidir. Bu ailede yaprak sapları uzun, kök sapları yatay durumlu olan su bitkileri bulunur. Yaprak ayası tam kenarlı yada taban kısmında yarılmıştır ve su üzerinde yüzer. Uçtaki tek olarak bulunan çiçekler de su üzerinde bulunur. Çiçek yapısında, dışta birkaç çanak yaprağı, en içtekileri biraz erkekorgan biçimine dönüşmüş çok sayıda taç yaprağı, esas erkekorganlar ve yumurtalıklar bulunur. Nilüfergiller bir çok cinsi kapsar. Nymphaea cinsinden nilüferler arasında, Batı Avrupa’ ya özgü tek tür olan beyaz nilüfer yada aksu gülü (Nymphaea alba) ile mavi nilüfer, Mısırlıların Mısır lotusu (bir nilüfer çeşidi) ve doğu Hintlilerin kırmızı nilüferi bulunur. Tüm Avrupa’ da çok rastlanan sarı nilüfer (Nuphar luteum) Nuphar cinsine aittir. Hindistan nelumbosu yada pembe lotus (Nelumbo nucifera) beyaz taçyaprakları ve anason kokusuyla en güzel çiçeklerden biridir. Bununla birlikte, boyu 30 sm’ ye ulaşan bu çiçek, ailenin en büyük bitkisi değildir. Gerçektende Victoria’ nın yapraklarının boyu 1 m’ yi aşar. Kalkık kenarları ve su üzerinde yüzebilmesi sayesinde, onlarca kilo ağırlığı batmadan kaldırabilir. Simgesel bitkiler olan nilüferler aynı zamanda yaralı da olabilirler. Mavi nilüferin ve özellikle Mısır lotusunun kökleri nişasta bakımından zengindir ve besleyici özelliği nedeniyle Mısır’ da hala besin olarak tüketilmektedir. Yenebilen tohumları da bir çeşit darı gibi kullanılmaktadır. Kökleri nişasta bakımından zengin olamayan beyaz nilüfer ancak önemli kıtlık durumlarında işe yara. Uzun süre sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılmış, daha sonralarıysa bir uyarıcı olarak değerlendirilmiştir. Günümüzdeyse hiçbir özel etkisi olmadığı ortaya çıkmıştır. Orkide ÇİÇEĞİ Orkide bir çenekli bitkilerin salepgiller (Orchidaceae) ailesinden olan bitkilere verilen addır. Orkideler günümüzde, güllerin ve lalelerin yerini alan ‘lüks çiçekler’ olarak kabul edilirler. Bu çiçeklerin görkemli taç bölümleri e değerli kesimleridir. Dayanıksız ve yalnızca sıcak seralarda yetiştirilebilir egzotik kökenli bitki olmaları değerlerini daha da arttırır. Bununla birlikte, orkideler ovalık bölgelerden dağlara kadar her yerde yetişirler. Avrupa’ da yetişen türleri çoğunlukla çok güzeldir, ama çok seyrek olarak büyük çiçeklidirler. Orkideler, bitkibilimcileri güzellikleriyle değil, çok fazla evrim geçirmiş düzeyleriyle ilgilendirirler. Kuşkusuz, orkideler, yumurtalıkları alt durumlu olan, örnek olarak süsen bitkisinin alınabileceği zambakgillerden (Liliaceae) çıkmışlardır. Bununla birlikte, son derece değişmiş olan çiçekleri düzgün değil, ama yukarıdan aşağıya yada sağdan sola uzanmış olarak ‘bir bakışımlı’ dırlar ve taç yapraklarından biri (labellum = dudak) öbürlerinden çok farklı hale gelmiştir. Aynı zamanda, çiçekteki eşeysel öğeler kuvvetli bir evrimin etkisinde kalmışlardır. Çiçekte yalnızca iki (yada bir tek) erkekorgan kalmıştır. Erkekorganların hepsi dişiorganın boyuncuk bölümüyle kaynaşarak çiçeğin ortasında çok iyi görülen bir çeşit sütun oluştururlar. Bu değişiklikler çiçekler tarafından özellikle kendine çekilen böceklerle yapılan tozlaşmaya bağlıdır. Çiçektozu yığınları dişiorganın yüzeyi altına yerleşirler, buda çiçeğin kendi kendini döllemesini genellikle olanaksız hale getirir. Ama labellum üstüne konan böcek, bitkinin geliştirdiği yapışkan yüzeyler sayesinde, bu çiçektozu yığınlarının bitkinin başı üstünde toplanmasını sağlar. Böceğin başka bir çiçeğe konmasıyla çiçektozları dişiorganın tepecik bölümünün yüzeyine değerler ve böylece çapraz tozlaşmayı yani bitkilerin birbirini döllemesini sağlar. Orkidelerin bir başka dikkate değer özelliği, embriyoların gelişmesidir. Yumurtacıklar, ancak tozlaşmadan sonra gelişirler. Bu durumda çiçek bozulduğundan bahçecilikte açılmış durumdaki çiçekleri uzun süre saklamak için erkekorganlar kesilerek dölleme engellenir. Döllenmeden sonra, çok az farklılaşma gösteren, çok dayanıksız olan ve uzun süre çimlenme yeteneği olmadığı kabul edilen bir embriyo gelişir. Bu yüzyılın başında Noél Bernard embriyonun, çimlenmesi için özel bir mantarla kaplanması gerektiğini ortaya koydu. Daha sonra, embriyolar, mantar olmaksızın çimlendirilebildiler. Ama bunun için mantarın besleyici etkisini kanıtlayan, şeker bakımından zenginleştirilmiş bir ortam kullanıldı. Bu buluşlar, niteliklerini korumak üzere yaşatkan üremeyle elde edilen melezlerin çoğaltılabilmesine olanak sağladı. Yeni bitki doku kültürü yöntemleri daha geniş olanakların kullanılabileceğini düşündürmektedir. Orkidelerin yumruları çoğunlukla besin olarak kullanılır. Ama bu oranda yalnızca vanilyanın (Vanilla planifolia) bir değeri vardır; meyvesi mayalandırma yapıldıktan sonra kullanılır. Amerika kökenli olan vanilya bütün sıcak ülkelerde yetiştirilir. Tozlaşmayı sağlayan böceğin yokluğu, tozlaşmanın elle yapılmasını zorunlu hale getirir. Çünkü bitkinin olgunlaşması için döllenme zorunludur. Ortanca ÇİÇEĞİ Pek çok türü bulunan ve süs bitkisi olarak her yerde yetiştirilebilen ağaçsı bir bitkidir. İlim adı hydrengea ‘ dır. Ortanca çiçeği taşkırangiller familyasındandır. Ortanca Japonya’da çok eski zamandan beri yetiştirilir. Avrupa ve Türkiye iklimine de dayanıklıdır. Killi, hafif ve kireçsiz toprakları, gölgeli duvar diplerini severler. Bazı çeşitleri özel ilaçlar katılmış su ile sulanır ve mavi renkte çiçek açması sağlanır. Papatya ÇİÇEĞİ Papatya baharda çiçek açan bir tür kır bitkisidir. Anthemis ve matricaria diye iki cinsi ve pek çok türü vardır. Papatya çiçekleri bileşikgillerdendir. Sarı papatya kenar yaprakları da sarı olan papatya türüdür. Papatya falı, tutulan niyeti olacak olmayacak diye art arda söylerken, papatyanın taçyapraklarını birer birer kopararak bakılan faldır. Kokulu papatya (Anthemis nobilis) çayırlarda, ekinler arasında yaygın, çok yıllık bir bitkidir. Çiçeklerinin kuvvetlendirici, uyartıcı, ateş ve solucan düşürücü, adet söktürücü, spazm giderici etkisi vardır. Çay gibi haşlanarak suyu kullanılır. Midenin ağır çalışması ve zor sindirme hallerinde tavsiye edilir. Küçük papatya (matricaria chamomilla) bir veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Kuru veya işlenmemiş topraklarda çok yetişir, kuvvetli bir belsem kokusu verir. Kurutulmuş çiçekleri kaynatılarak kuvvetlendirici ve sindirici içkiler halinde kullanılır. İt papatyası (Anthemis cotula) çalı görünüşünde çok dallı, yaprakları çok parçalı, bir yıllık otsu bir bitkidir. Meyveleri çok küçüktür. Genellikle tarlalarda, kır yerlerde biter. Çok kuvvetli pis bir kokusu olduğundan, hayvanlar yemez. Sardunya ÇİÇEĞİ Sardunyalar göz alıcı kırmızı yada pembe çiçekleriyle bahçeleri ve balkonları süsleyen en çok yetiştirilen süs bitkilerindendir. Turnagagasıgiller familyasının pelargoium cinsinde yer alan bu bitkilerin bilimsel adı leylek anlamındaki Yunanca pelargos sözcüğünden gelir. Çünkü sivri uçlu ince meyveleri bir leyleğin gagasını andırı. Afrika’ nın güney kesiminde yabani olarak yetişen bu bitkiler alımlı çiçeklerinden dolayı dünyanın bir çok ılıman ve sıcak bölgesine yayılmış ve yüzlerce süs çeşidi geliştirilmiştir. Sardunyalar otsu yada odunsu yapılı olup son derece dayanıklı bitkilerdir. Yaprakları yuvarlak yada loplu ve kalındır. Uzunca bir sapın ucunda tek tek değil bir arda açan çiçekler çeşidine bağlı olarak irili ufaklı demetler oluşturur. Yalın katların yanı sıra katmerlileri, alacalıları yada fırfırlı yapraklıları da geliştirilmiştir. Bazı çeşitlerin yapraklarının sık tüylerle kaplı olmasına karşılık bir bölümü derimsi ve parlaktır. Sakız sardunyası denen bu parlak yapraklı çeşitler sarkıcı özelliği nedeniyle genellikle balkon çiçekliklerinde yetiştirilir. Bol güneşli, iyi akaçlanmış, gevşek toprakları seven sardunyalar çoğunlukla gövdeden kesilen dal parçalarından yani çelikleme yöntemi ile çoğaltılır. Ayrıca tohumdan da üretilebilir. Sarısalkım ÇİÇEĞİ Adını salkım biçimindeki parlak sarı çiçeklerinden alan sarısalkımlar (laburnum) küçük ağaç yada çalı yapısındaki gösterişli bitkilerdir. Mor salkımlar gibi baklagiller familyasında yer alan sarısalkımlar da süs bitkisi olarak yetiştirilirler. Bunların sıklıkla park, bahçe ve yol kenarlarına dikilen en yaygın türlerinden birine altın renkli çiçeklerinden ötürü altın yağmuru adı verilmiştir. Sarısalkımların gövde ve dalları yeşilimsi gridir ve düzgün bir kabukla örtülüdür. Gümüş renkli ipeksi tüylerle kaplı kış tomurcukları baharda açılarak yapraklara dönüşür. Üç yaprakçıktan oluşan bu bileşik yaprakların üst yüzü parlak altı ipeksi tüylüdür. İçinde yar aldığı familyanın öbür üyeleri gibi sarısalkımların da kelebek biçiminde çiçekleri vardır. Sarısalkım çiçekleri bal özü almaya gelen arılar aracılığıyla tozlaşır. Bir çiçeğe giren arının üzerine dökülen çiçek tozları bu böcek aracığıyla başka bir sarısalkım çiçeğine taşınırken başka çiçekten gelen arıda bu çiçeğin tepeciklerine çiçek tozu getirir. Böylece çapraz tozlaşma sonucu döllenen çiçek meyveye döner. İçinde altı kadar tohum barındıran badıç biçimindeki yassı meyveler olgunlaştığında patlayarak tohumlarını çevreye saçar. Sarısalkımlar Avrupa’ nın güney, Asya’ nın batı kesimlerinin yerli bitkisidir. Sebboy ÇİÇEĞİ Sarı ve turuncunun çeşitli tonlarındaki hoş kokulu çiçekleriyle çok sevilen bir süs bitkisidir. Turpgiller (Brassicaceae) familyasında yer alan bu bitkinin (Cheiranthus cheiri) yabanilerine daha çok Avrupa’ nın güney kesimindeki çayırlık ve kayalık alanlarda rastlanır. Başka bir çok ülke gibi Türkiye’ de de yaygın olarak yetiştirilen şebboyun kahverengimsi hatta kırmızımsı çiçekli çeşitleri de geliştirilmiştir. Şebboy, öbür bahçe bitkilerinin çoğundan daha erken çiçeklenen iki yada çok yıllık bir bitkidir. En iyi akaçlanması uygun serin iklimli yerlerde yetişen bitki ortalama 50 cm ye kadar boylanır. Dallanmış dik gövdesi şerit biçiminde, grimsi yeşil, sert yapraklar taşır. Dalların ucunda kümeler oluşturan dört taçyapraklı çiçekleri vardır. Tümüyle açtığında çevreye baygın bir koku verir. Şebboy çiçeklerinin kokusu taşıdığı uçucu yağdan ileri gelir. Bu hoş kokulu yağ parfüm sanayisinde koku verici olarak kullanılır. Şebboy dik saplı bir süs bitkisidir ve çok değişik renkte güzel kokulu çiçekleri vardır. İlmi adı matthiola dır ve turunçgillerdendir. Sarı şebboy, az çok kahverengiyle karışıktır ve sarı çiçekleri vardır. İlmi adı cheiranhustur. Bahçe şebboyu (Matthiola incana ve M. Annua), uzun ömürlüdür ve çok yaygın bir bitkidir. Yetiştirilmesi pek fazla ihtimam istemez. Tohumla üretilir. İlkbaharda yastıklara ekilir, yazın şaşırtma yapılarak istenilen yere dikilir; yalnız büyük soğuklarda limonluklara veya camekanlara alınır. Sarı şebboylar bir, iki yada çok yıllık bitkilerdir; çiçekleri sapların ucunda salkım halindedir. Ilıman bölgelerde on kadar türü yetişir. En iyi bilinen türü baya sarı şebboydur. (Cheiranthus cheiri) Siklamen ÇİÇEĞİ Göz alıcı renklere bürünmüş alımlı çiçekleriyle sevilen süs bitkilerinden olan siklamenlerin doğada 16 türü vardır. Çuha çiçekleriyle aynı familyada yer alan bu türlerin hepside çok yıllıktır. Siklamenler doğada kendiliğinden yetişen bir bölümü de evlerimizi süsleyen pembe, beyaz yada kırmızı çiçekli bitkilerdir. Orta ve Güney Avrupa ile yakın doğunun yerli bitkilerinden olan siklamenlerin bir bölümü yurdumuzda da çalı diplerinde, ormanlarda ve kaya gölgeliklerinde kendiliğinden yetişir. Doğada siklamenlerin çoğu ilkbaharın hemen başlarında yada sonbaharda çiçeklenir. Yaprakları, toprak altındaki yumrulardan çıkarak toprağın hemen yüzeyinde öbekler oluşturur. Damarlarının çevresi genellikle beyaz lekeli olan bu yürek biçimli ve derimsi yaprakların arasından taçyaprakları geriye kıvrılmış uzun saplı çiçekler uzanır. Çiçekler döllendikten ve meyve oluşumu başladıktan sonra sapları kıvrılıp bükülerek yere doğru eğilir ve toprağa ulaşır. Böylece toprakla karışan tohumlar çimlenerek yeni bitkiler oluşturur. En çok gölgelik yerleri seven siklamenler tohumdan yada yumrulardan üretilir. Park ve bahçelerde yada saksı bitkisi olarak evlerde yetiştirilir. Siklamen yumruları doğada bazı hayvanlar, özelliklede yaban domuzları için iyi bir yiyecek kaynağıdır. Nitekim, yumruları domuzlar tarafından topraktan kazılarak çıkarıldığı için bu bitkilere halk arasında ‘domur turpu’, ‘domuz ekmeği’ yada ‘domuz elması’ gibi adlarda verilmiştir. Sümbül ÇİÇEĞİ Sümbül çiçeğinin ismi Farsça da sümbül olarak da bilinir. Genellikle süs için yetiştirilen çok gösterişli soğanlı bir bitkidir. İlmi adı hyacinthus tur. Zambakgiller familyasındandır. Sümbül, soğanlı ve otsu bir bitkidir. Sümbül beğenilen bir süs bitkisidir, görünüşü çok güzel, renkleri değişik ve parlak, kokusu keskindir. Sümbül erken çiçek açar. Doğu sümbülünün (hyacinthus orientaris) pek çok çeşidi vardır. Açık havada, yerde veya evlerde saksılarda yetiştirilebilir. Topraktan çıkarılan soğanı dinlenme devresi süresince 25 °C ‘ye yakın ısıda tutmak uygun olur. Hoş kokulu çiçekleriyle en sevilen süs bitkilerinden olan sümbüllerin Akdeniz kıyılarında ve Afrika’ nın tropik kesimlerinde yabani olarak yetişen 30 kadar türü daha vardır. Yaygın bahçe sümbüllerinin çoğu Yunanistan ve Suriye’ nin yanı sıra Türkiye’ de kendiliğinden yetişen mor çiçekli bir sümbül türünden elde edilmiştir. Sümbül çiçekleri tabanda toplanmış ince ve düzgün yaprak demetinin tam ortasında çıkan bir çiçek sapının ucunda açar. Dik salkımlar oluşturan bu hoş kokulu ve çansı çiçekler düz yada katmerli mavi, mor, sarı,kırmızı, pembe yada beyazdır. Süsen ÇİÇEĞİ Süsen soğanlı veya kök saplı iki yada çok yıllık bir süs bitkisidir. Pek çok melez çeşidi bulunmaktadır. Süsenler basit saplı veya sapları az dallı bitkilerdir. Yaprakları kınlı ve iki sıralıdır. Çiçekleri iri, kokulu ve güzel görünüşlüdür. Ilıman bölgelerde yetişir. Bir çok türü vardır. Büyük sarı çiçekli olan türüne bataklık süseni, melez süsen, cüce süsen v.b. türlerinden bazılarıdır. Eskiden hekimlikte kullanılan süsenin köksapı güzel kokar bundan süsen esansı elde edilir. Süsen esansı bazı burun damlalarında kullanılır. Süsenlerin çiçekleri genellikle düzgün ve göz alıcı renktedir. Çiçek çanağı, taçyaprağa benzer üç çanakyaprağından meydana gelir. Aynı renkte üç tane çanak yaprağı vardır. Çanak yapraklarının karşısında, dışa dönük üç tane erkek organ bulunur. Çiçeğin ortasında, taçyapraklarına benzeyen üç yaprakçık daha vardır. Erkek organlarının başaklarını saran bu yaprakçıklar yassılarak genişlemiş tepeciklerdir. Meyvesi üç çenet halinde açılan bir kapsül şeklindedir. Şakayık ÇİÇEĞİ Şakayık çiçeğinin ilmi adı olan paeonia, Yunan hekimi Paeon’dan gelir. Homeros’a göre bu hekim Pluton’un Herakles’ten aldığı yarayı bu bitkiyle tedavi etmiştir. Şakayık süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilir. Çok yıllık birçok türü vardır. En yaygını bahçe şakayığıdır. Şakayık basit veya katmerli beyaz, pembe, kırmızı veya alaca renklerde çiçek verir. Çin şakayıklarının çiçekleri beyaz, sarı, pembe, kırmızı renklerde olur. Aynı zamanda çok güzel kokarlar. Ağaç şakayıkı odunsudur. Gayet yavaş büyür, beyaz, pembemsi, pembe veya kırmızı renkte çok güzel çiçek açar. Sarı şakayık ağaçsıdır, çiçekleri sarı, erkek organları taç şeklinde güzel ve büyüktür. Şakayıklar kökten fışkıran sürgünlerle ürerler, çok dayanıklıdırlar. Her türlü verimli toprakta ve bütün şartlarda yetişir. Tohumdan yetiştirilen şakayıklar ancak 5 – 6 yıl sonra çiçek açmaya başlarlar. Taflan ÇİÇEĞİ Taflan gülgiller familyasından, kışın yapraklarını dökmeyen küçük bir ağaççıktır. Kuzey İran’ da, Karadeniz’ in doğu kıyılarında ve Balkanlar’ da kendiliğinden yetişen bu bitki iri, parlak koyu yeşil yapraklarından ötürü park ve bahçelere süs ve gölge ağacı olarak dikilir. Bazı yörelerde meyveleri taze yemiş olarak tüketilir. Orman içi gölgelik yerlere, duvar kenarlarına ve nemli toprakları seven taflan 6 m ye kadar boylanabilir. Baharla birlikte açan beyaz çiçekleri dik salkımlar oluşturur. Ortadaki kalınca sapın çevresine dizili olarak gelişen olgunlaştıkça siyaha yakın bir renk alır. Taze taflan yaprakları suya damıtılarak yatıştırıcı, öksürük kesici ve solunumu uyarıcı olarak kullanılan bir sıvı hazırlanır. Yasemin Çiçeği ÇİÇEĞİ Yaseminler tıpkı lale, sümbül ve gül gibi şiirlere konu olmuş zarif ve hoş kokulu bir çiçektir. Bir çok ülkede değerli süs bitkileri arasında yer alan yaseminlerin doğada kendiliğinden yetişen 300 kadar türü vardır. Zeytingiller familyasının jasminum cinsini oluşturan bu türler sürüngen, tırmanıcı yada dik çalı yapısındadır. Yasemin sözcüğü batı dillerinde olduğu gibi bizim dilimize de Farsça yasemen sözcüğünden girmiştir. Dünyanın tropik ve astropik bölgelerinde yaygın olarak yetişen yaseminler genellikle beyaz yada sarı, bazıları ise kırmızı çiçekler açan her dem yeşil yada kışın yapraklarını döken bitkilerdir. Bunların içinde en iyi tanınan tür adi yasemin bazı yörelerde kışın yapraklarını tümüyle dökerken bazen yarı yapraklı kalır. Yaz başından güz sonuna kadar çiçek açan bu türün minik, koyu yeşil yaprakları, hoş kokulu beyaz çiçekleri vardır. Bu zarif ve alımlı çiçekler beş taçyapraktan oluşur. Kış yasemini denilen tür ise yapraklarını dökmesine karşın kış boyunca çıplak dallarında hiç eksik olmayan yıldız biçimli altın sarısı çiçekleriyle çok sevilen bir süs bitkisidir. Yaseminlerin bazı türleri iklimin uygun olmadığı yörelerde ancak serada yetiştirilebilir. Oysan çoğu kış mevsimini kolaylıkla açıkta geçirebilir. Yaseminler dal parçalarından çelikleme yöntemiyle çoğalır. Jasminum officinale gibi bazı türler çevrelerindeki desteklere kendi başlarına kolaylıkla tırmanabildikleri halde, yere yatık olarak gelişmemesi için özel desteklere bağlanması yada sardırılması gereken yasemin türleri de vardır. Kokulu yaseminlerin çiçeklerinden parfüm yapımında kullanılan, ayrıca sabun ve öbür tuvalet malzemelerine katılan hoş kokulu uçucu elde edilir. Bu yağa yasemin esansı denir. Ful adıyla da bilinen arap yasemininin çiçeklerinden ise yasemin çayı denen hoş kokulu bir çay hazırlanır. Zambak ÇİÇEĞİ Birçeneklilerin zambakgiller (Liliaceae) ailesinden bir bitkidir. Zambakların taç yaprakları sarı, kırmızı, turuncu gibi sıcak renklidir ve üstlerinde siyah çizgi ya da lekeler bulunur. Zambaklar soğanlı çiçeklerdendir ve bazıları dallanma noktalarının kutluk altlarında ortaya çıkan çok sayıda soğancıklarla çoğalırlar. Zambağın büyük olan ve olgunlaştığında altın sarısı çiçek tozlarını yayan erkek organları çiçeği daha da gösterişli kılar. Liliales ya da liliiflorae takımının örnek türü olan lilium cinsi bitki bilimsel açıdan çok iyi tanımlanmıştır ama bu terim benzerlik gösteren daha başka bitkiler için de ortak ad kullanılmaktadır. Zambak ne çok ne de az gelişmiş olduğu için liliales takımının tipik cinsidir. Zambak alt çanak yapraklı olan ve bunlardan dıştaki üçü çanak, içteki üçü de taç bölümünü oluşturan bir çiçek yapısına sahiptir. Zambakların güzel görünümlerini bu son derece renkli olan çiçek bölümleri sağlar. Buna karşılık yumurtalığın yerleşimi, çiçeğin geri kalan bölümünü biraz değiştirir. ![]() ![]() |
| | |
![]() |
| Etiketler |
| bitki, dünyası |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |
| Sistem Bilgileri | Site Bilgileri |
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.1 Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd. SEO by vBSEO ©2010, Crawlability, Inc. |
|